1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Tenasuh (Reenkarnasyon) Nedir?


Bir insanın daha önce dünyaya geldiğini ve önceki hayatını tanıdığını ve bazı olayları hatırladığını ileri sürmesi, batıl inanç olan Tenasuh inancının tezahürüdür.

Tenasuh: Ruhun insandan hayvana veya hayvandan insana, başka bir ifade ile ölünün ruhunun eski bedeni bırakıp başka bir bedene geçmesini ifade eden inanıştır.

Bazı kaynaklarda Tenasuhla Reenkarnasyonun ayrı ayrı şeyler olduğu ileri sürülmesi gerçekçi değildir. Çünkü her ikisi de Ruhların beden değiştirerek dünyaya tekrar tekrar gelmelerinden ibarettir. Reenkarnasyonun tekamül, Tenasuhun da mükafat ve mücazat fikirleri üzerine oturduğu şeklinde ayrım yukardaki ortak manayı etkilemez. Bu inanç türü her iki terimle de ifade edilse de yine İslam dini ile bağdaşmaz.

Tenasuh ruhun ebediliği düşüncesinin bir sonucudur. Bu da İslam inancına aykırı bir düşüncedir.

Allah (c.c) Kasas suresi 88. ayette şöyle buyurmaktadır: Allah ile birlikte başka tanrı tutup tapma. O’ndan başka her şey yok olacaktır; hüküm O’nundur; O’na döndürüleceksiniz.

Animizm. Toteizm gibi Tenasuh inançları insanlığın en köhne kanaatlearindendir.

Ecdad ve akraba ile evlatların arasındaki benzerliği farkeden ilkel insanlar, bu benzerliği Tenasuha yorumladıklan gibi, Tabiatperestlik dönemine geçtikten sonra insanlarla hayvanların ruhları arasında bir fark görmemişler ve bunların ruhlarının birbirlerine intikal ettiğine inanmışlardır Bu itibarla “totem” ve “mana” inançları ile tenasuh arasında yakın bir ilgi vardır

Çok tanrılı dinlerde özellikle Hint dinlerinde, ruhların ölümden sonra başka varlıkların bedenine girdiğine, böylece hayatın sürdüğüne inanılır Bu inanca göre ruh dünyadaki eylemine paralel olarak ya daha yüksek veya daha aşağı bir varlığın bedenine girer. Yükselmesi durumunda varlıkların en yücesi olan tanrı olarak da dünyaya gelebilir Bu inanç Hindistanda M. Ö. 600 yıllarında meydana çıktı, baştan başa Asya’ya yayılan Budizm tarafından da kabul gördü,

Tenasub inancı Hindistan’da daha umumi ve daha olağanüstü bir şekil almıştır.

Ganj ve Sind nehirlerinin “Har” ve “Şukufedar” havzalarında yaşayan insanlar eskiden beri ölümsüzlük fikrinin salikleri olduklarından vecd ve baygınlık içinde hayat icra edip, manevi zevk içinde benliği ifna etmeye çalışıyorlardı. Hintliler maddeyi Brahmanın son tecellisi saydıklarından hayatı yani ruh ile cesedin birleşmesini bir düşüş belki de bir şer sayıyorlardı.

Tarihçi Herodot ruhun ebediliği fikrinin en önce Mısırlılar tarafından ortaya atılmış olduğunu ve Tenasuh nazariyesinin de yine Mısırlıların hayal ve düşüncelerinin eseri olduğunu iddia etmiştir. Fakat dinler tarihinin araştırılmasıyla bu inancın daha eski zamanlara dayandığı anlaşılacaktır. Nil sahillerinin eski sakinleri, insan öldükten sonra ruhunun diğer bir hayvanın bedenine dahil olduğuna inanırlardı. Yine inançlarına göre bu ruh, o hayvanın bedeninde de kalmayıp, o hayvan ölür ölmez başka bir hayvanın bedenine intikal ediyordu. Bu ruh hayvanların bedenlerinde dolaşarak bir defasında da yine insan bedenine dönerdi

Mısırlılarla Hintlilerin inançlarınım mukayese edecek olursak tenasuh inancı Hintlilerce tabiat üstü bir görüntüme bürünerek, ağaçları hayvanları içine almaktadır. Halbuki Mısırlılar, bir süre için dahi olsun Tenasuhu sırf bir şekilde tasvir etmişler, hayvanların hayatı silsilesinden dışarı çıkarmaya cesaret edememişlerdir

Tenasuh inancı eski İran’lılarda da görülmektedir. Bunlar Tanasuhu sadece insanlara tahsis ederek, bunu bir ahlaki meslek görünümüne koymaya çalışmışlardır. İran’da bir din kuran Zerdüşt, ölülerin haşrolacağını, kıyamet gününde dirilerek sevap ve günah sorgulamasının yapılacağını heber vermiştir. İranlılar ölümü fena ruhların galebesi saydıklarından bir kimse öldüğünde etraftaki kötü ruhları kovmak için mevtanın bulunduğu mahalde bazı dualar okumayı adet edinmişlerdir

Eski filozoflar Tenasuh inancını ruhla cesedin ayrı ayrı olması esasına dayandırdıklarından cesedin çürüyeceğini kabul ettikleri halde ruhun ebediyetine kail oluyorlardı.

Bu filozoflar tanasuh inancının insanların şahsiyetlerine zarar verecek bir şekil almamasına çok önem vermişlerdir. İnsanı, hayatına sahip temel fiil ve davranışlarına malik bir varlık saymaları bu itinadan ileri gelmektedir. Bunlar kişiliği kurtarabilmek için, ruhların intikali esasına dayanarak sorumluluğunu hayatın çizgileri dışına çıkartarak, geçmişe ve geleceğe teşmil etmişlerdir

Ehl-i Sünnet bilginlerinin şiddetli tenkitlerine maruz kalan Ruh Göçü fikirleri, gerek bazı Mutezile düşünürleri, gerekse Şia alimlerinin amansız tenkitlerine de hedef olmuştur.

Bu tenkitler sayesinde Tenasuh inancı Müslümanlar arasında pek yaygınlaşmamıştır. Bu yoldaki teşebbüsler akim kalmaya mahkum olmuştur. 

Muhyiddin-i Arabi Ruh hakkında şu izahı yapmıştır: Ruh öldükten sonra intikal ettiği alemde ikinci bir bedene intikal edecektir. Bu alem Daru’l- Beka denilen ahiret alemidir. Ruh bu bedenle dünyadaki ölüm dışın da başka bir ölüm tatmayarak devamlı yaşayacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de insanların ruhun mahiyetini tam idrak edemeyecekleri, onu idrak etmek, tanımak ve ihata etme bilgilerinin ancak Allah’a ait olduğu vurgulanmıştır

“Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin yarattığı işlerden (varlıklardan) biridir (onu bilmek O’na aittir), Ruh hakkında size az bir bilgi verilmiştir (İsra Süresi 85)” buyurulmaktadır. Kur’an’daki bu ifadenin doğruluğu, insanların bu güne kadar ruh hakkında yeterli bilgi elde edememelerinden anlaşılmaktadır.

Ruhu mevcut bilgiler dahilinde şöyle tarif edebiliriz: Ruh insanda, aklın erdiği bilgileri anlayan, his organlarından beyne gelen duyguları alan, bedendeki bütün kuvvetleri idare eden ve kendisi parçalanmayan bir cevher varlıktır. Bunun daha ötesine gidilemez. Çünkü ruh madde üstü bir varlık olup, insanda var olduğu halde insanın onu görememesi Allah’ın yüce kudretine delalet eden bur husustur.

Tenasuh inancı İslam inancına tamamen ters düşmektedir.

Çünkü İslam dininde İlahi buyruklara karşı sorumluluk açısından kişilik ve şahsiyet önemli ve vazgeçilmezdir. Ahiret inancı da ancak insanların ruhlarıyla birlikte oluşturdukları şahsiyet üzerine kaimdir. Aksi durumda bir ruh eğer 500  beden değiştirmiş ise o takdirde ruh hangi bedenin fiillerinden sorumlu tutulacak veya mükafat verilecektir.

Görüldüğü üzere be inanç tarzı İslam’la temel temele zıttır ve batıldır. İslam’a göre insan ölüp mahşer için tekrar dirilirken yine kendi ruhu ve kişiliği ile birleşerek yaptığı iyiliğe mükafat, kötülüğe de ceza görecektir. Her beden için ayrı bir ruh, her ruh için ayrı bir beden yaratmaya Allah muktedirdir. Bedenden bedene ruh göçüne gerek yoktur. Ruhun tekamülü için yeniden bedenlenmeye de lüzum yok.

Reenkarnasyon, bütün bunları reddetmekte ve karışıklığa sevketmektedir. Çünkü biyolojik hayat, hayvanların hayatı ve insan hayatı birbirine benzemez.

İnsan, dünyadaki hayatın nizamlayıcısı demektir. Dünyadaki insan topluluklarında bile fertlerin kişilikleri vazgeçilmez bir unsurdur. Suçu işleyen kişi cezasını görmektedir. Onun kişiliği ile diğerlerininki bir birine karışmamaktadır. Bu durum ahirette de aynıdır. Bu itibarla ruh bir insan bedeninden diğerine geçemez. İnsanlar açısından mümkün olamayan ruh göçü insan, hayvan ve diğer canlılar arasında da mümkün görülmemektedir.

Kur’an-ı Kerim’den reenkarnasyona delil getirmeye yeltenenlere sorulur: Bir ruh durmadan bedenden bedene geçerek dünya hayatına devam ediyorsa niçin cehenneme girince Allah’a; “Bizi tekrar dünya hayatına döndür de iyi fiiller  işleyelim” diyorlar.

Demek ki ruhun yeniden bedenleşmesi ruhun kemalini sağlayamıyor. Öyle ise reenkarnasyon inancı batıldır ve İslam’a tamamen terstir. Ayetin sonunda Allah onlara “Size düşünecek olanın düşüneceği kadar ömür vermedik mi? Zalimleri kurtaracak yoktur” diyerek bu talebin kabul edilmesinin imkansızlığını vurgulamaktadır

Başka bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır: “O günahkarların, Rableri huzurunda başları öne eğik halde Rabbimiz gördük, duyduk. Şimdi bizi (dünyaya) geri döndür de, iyi işler yapalım. Artık kesin olarak inandık diyecekleri zamanı bir görsen (Secde 12)”

Allah (c.c) bu ayette, onların yaşamış oldukları dünya hayatına bir daha dönemeyeceklerini kesin olarak beyan edip, artık dünyadaki amellerine göre sorumlu olacaklarını bildirmiştir. İşte bu ayet de açıkça ruh göçünün mümkün olmadığını ortaya koymaktadır.

Dünyanın ahiretin mezraası olduğunu, kulun burada ektiğini orda biçeceğini diğer bir deyimle ahiretin dünya hayatının başka şekilde devamı ve sonucu olduğunu beyan eden Peygamber (s.a.v) efendimizin bu mesajı uygun olarak Secde Süresi 17. ayeti beyan eder niteliktedir.

Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: Yaptıklarına karşılık olarak onlar için nice sevindirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez.

Ruh göçü inancında ahiret hayatı ve orada hesap görülmesi sonucu insanların cennet ve cehenneme sevkedilmeleri hadisesi mevcut değildir

Kur’an-ı Kerim’e göre Mahşerin kurulması itibarıyla dünyadaki hayat da son bulmuş olacaktır. Kullar dünya hayatlarındaki eylemlerine göre değerlendirmeye tabi tutulacaklardır. Reenkarnasyon inancı bütün bunları reddettiği halde bu inanç için Kur’an’dan çarpıtma yoluyla delil getirmek ne derece tutarlı bir tavır olur?

Aynı manayı destekler nitelikte olan Yunus suresi, 26. ayette de şöyle buyrulmaktadır: “Güzel amel işleyenlere daha güzel mükafat (cennet), bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz bulaşır ne de bir horluk gelir. İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedi kalacaklardır.

Nur suresi, 24. ayette ise şöyle buyrulmaktadır: “Namuslu kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Dilleri ve ayaklarının yapmış olduklarından dolayı aleyhlerine şahitlik edeceği bir günde onlar için çok büyük bir azap vardır.”

Bu konuya daha açık bir şekilde ışık tutan şu ayetleri de belirtmek istiyorum. Mü’minün süresi 99 ve 103. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır: Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, Rabbim der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder; taki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım. Hayır. Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecek güne kadar (suren) bir berzah vardır.

  • (Berzah, engel demek olup, ölüm ile başlayıp. yeniden dirilmeye kadar geçen süreyi ifade eden dini bir terimdir)

Sura üflendiği zaman artık ne aralarında say sop (çekişmesi) vardır ne de birbirlerini soruşturacaklardır. Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedi cehennemdedirler.

Kur’an-ı Kerim ruh ve fiziki bedenden oluşan şahsiyete dünyada ancak bir defa hayat hakkı tanındığını ortaya koyarak reenkarnasyon (ruh göçü) inancının batıl olduğunu ve bu inancın kişilik ve onunla ilgili hususlara getirdiği izahı reddetmiştir. Çünkü bu izah karmaşadan ibarettir.

Özetle şunları da söyleyebiliriz:

İslamiyet ruhun özünün ne olduğunu insanların bilemeyeceğini, ölümle bedenden ayrılarak geldiği aleme tekrar döneceğini, onun ölmeyeceğini ileri sürmektedir. Bu tür sağlam nakli deliller karşısında, Reenkarnasyona inananların ne sağlam akli delilleri vardır ne de nakli bir dayanakları vardır…

Ruh göçüne inananların iddialarından birisi de: “Filan adlı kişi şu tarihte vefat etti, aynı gün aynı beldede bir çocuk dünyaya geldi, ölen kişinin ruhu bu yeni doğan bebeğe geçmiştir” iddiasıdır

Bu iddia dayanaksız ve gerçeğe aykırıdır. Hey şeyden önce ruh fizik ötesi bir varlık olduğu için, bu husus somut delil ile delillendirilemez. İkincisi ise, ölüm vuku bulduğu gün doğan bebeğin ruhu beş aydan daha fazla bu günden önce ana rahminde iken onun bedenine üflenmektedir. Oysa ki ölen kişi bebeğin ruhunun üflenmesinden beş ay sonra ölmüş olmaktadır. Görüldüğü gibi bu iddialar sadece batıl bir inanıştan ibarettir.

Ayrıca bu inanca sahip olanların zihinlerine bir çok şuuraltı bilgiler yerleşmiş olabilir ve onu gerçek sayabilir. Bizler de insan olduğumuza göre daha önce bir hayat hatırlamıyoruz. Demek ki bu bilgiler şuuraltı olabildiği gibi, bu insanların hayatlarındaki bazı sahnelerin tekrarından ve benzerliğinden de ibaret olabilir. Bazı olayları insan vaktinden önce hissettiği gibi, başından geçen bazı olayları da tekrar hatırlayabilir.

İslam Dinine göre ruhun bedenden bedene göçü batıl olduğuna ve insan kişiliğinin yok sayılması mümkün olmayacak kadar gerçek olması dolayısıyla ahiretteki hesap gününde bir karmaşa, bir tezad olmayacağı aşikardır.

Bu sonuç en doğal bir sonuçtur. Çünkü, dünya hayatı yaşayan kişi gerçek olarak yaşadığı için oradaki eylemlerinin sonucuna ahirette katlanacaktır

Allah (c.c), Kur’an-ı Kerim’de bizzat insanı konu edinerek hesap günü hakkında şöyle buyurmaktadır:

  • “Her insanın amel defterini boynuna astık. İnsan için kıyamet gününde açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. Kitabını oku. Bugün sana hesap sonucu olarak kendi nefsin yeter (İsra 13-14)”
  • Bir başka ayette: “Ey İnsan, şüphe yok ki sen Rabbine doğru çaba göstermektesin. Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesapla hesaba çekilecek (İnşikak 6-7)

Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı gibi ruh ve bedenden oluşan kişilik hem dünya hayatı hem de ahiret hayatı için vazgeçilmez bir unsurdur. Dolayısıyla, bir ruhun iki ve daha fazla bedende haşrolması İslam inancına aykırı olup, pasif bir inanış tarzıdır.

Ruh, fizik ötesi bir varlık olduğundan insanın onunla ilgili yorum ve kanaatleri hatalar ihtiva edecektir. Çünkü, insan madde ve mana (ruh)dan oluşmaktadır. Ruh ise, insanın fevkinde bir varlık olduğu için, onu idrakte yetersiz kalmaktadır. Dinimize göre bizler (onan varlığını kabul edip, her insanın bir ruhu olduğuna ve ahiret hayatı için Allah’ın dilediği tarzda yine bedenine döneceğine inanmakla mükellefiz. Başta belirttiğimiz gibi, Ruh hakkında Allah şöyle buyur- maktadır. “Sana (Muhammed s.a.v) ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh Rabbimin işlerindendir. Size, ancak az bir bilgi verilmiştir.”

Tenasuh inancı ilahi kaynaklı olmadığı gibi, bir din de değildir. Semavi dinler şöyle dursun. batıl dinlerin bile bir tanrı ilkesi ve kavramı, inanç sistemleri ve felsefesi vardır.

Bütün bunlara ilave olarak şu yorumu da yapmamız gerekmektedir: Tenasuh inancı her şeye rağmen insanda bedenden ayrı bir varlığın (ruh) bulunduğunu ortaya koymaktadır. Ne vak ki, insanlık hakikatinin bundan ibaret olduğunu kabul edip kendini akim bırakarak ilkel ve hurafi şekle mahkum olmuştur. Bununla birlikte Tenasuh inancı bir tarihi hakikati dile getirmektedir. O da, en ilkel insanların bile kendilerinden bedenden ayrı bir mevcudiyet (ruh) bulunduğunu sezmiş ve kabul etmiş olmalarıdır.

Vahdi Boydaş (Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı)

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / Diyanet İlmi Dergisi / 1995 / 2. Sayı / bkz: 34-45

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir