1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Tövbe Ettikten Sonra Aynı Günahı İşlemek


Tövbeden Sonra Yeniden İşlenen Günahla Eski Günahlar Geri Döner mi?

Tövbeyi bozarak aynı suçun yeniden işlenmesi halinde tövbe edenin günahının geri dönmeyeceğini söyleyen ikinci grup, söz konusu günahın tövbe ile ortadan kalktığını, işlenmemiş sayıldığını ve olmamış gibi kabul edilmesi gereğini ifade ederler. Dolayısıyla günahın geri dönmesi söz konusu değildir. Söz konusu olan yalnızca ikinci defa işlemeden doğan günahtır.

Bu grubun taraftarları şöyle derler: Ölüme kadar tekrar aynı suçu işlemek, tövbenin şartlarından değildir. Aksine, kul pişman olup, vazgeçince ve onu terk etmeye azmedince, suçun günahı silinir. Aynı suçu işlemeye yeniden başladığın da ise bundan dolayı kendisine günah yazılır.

Yine onlar, bunun, amelleri boşa çıkartan inkar gibi olmayacağını, zira inkarın apayrı bir şey olduğunu ve bundan dolayı bütün amelleri boşa çıkardığını söylerler. Onlara göre suça geri dönülmesi, önceki hasenatı boşa çıkarmayacaktır.

Bu gruptakilere göre, tövbe, hasenatın en büyüğüdür. Eğer suça yeniden dönmek bunu boşa çıkartıyorsa, bunun yanı sıra bütün diğer hasenatı boşa çıkarması gerekirdi ki bu kat’i olarak asılsız bir durumdur.

İslam dinine göre: “Hiç şüphesiz Allah, zerre kadar haksızlık etmez. Eğer bir iyilik olsa onu kat kat artırır. Kendi katından da pek büyük bir mükafat verir (Nisa 40)

Anlatılmak istenen kanaatimizce şudur: O, öyle bir kimsedir ki, her günaha düşüşünde ondan dolayı tövbe eder. Eğer günahı tekrarlamak onun tövbesini boşa çıkarsaydı, Rabbimiz nezdinde sevilen bir kul olmaz, bilakis O’nun gazabına daha layık olurdu.

Yüce Allah, tövbenin kabulünü istiğfar etmeye, günahta ısrar etmemeye bağlamıştır.

Yüce Allah buyurur ki: “O takva sahipleri ki, bir kabahat yaptıkları veya nefslerine zulmettikleri zaman Allah’ı anarlar da derhal günahlarından istiğfar ederler. Günahları da Allah’tan başka kim bağışlar. Ve onlar, yap tıkları günahlarda, bile bile ısrar etmezler (Al-i İmran 135)”

Israr, her fırsatını bulduğunda günahı işleme azim ve isteğidir ki bu, Allah’ın bağışlamasına manidir.

Her günahın kendine göre tövbesi vardır. Bu durumda ise bir ibadeti yapıp diğerini terk ettiğinde, bu terk ettiğin ibadet, yaptığının batıllığını gerektirmez. Aksine bunun benzeri, ramazan orucunu tutarken özürsüz olarak orucu bozmaktır. Ramazanın tutmadığı günleri, tuttuğu günlerin ecrinin boşa çıkması için sebep olabilir mi? Yine namaz kılıp oruç tutmayan, zekat verip hacca gitmeyen de böyledir.

Meselenin özü şudur: Önce yapılmış bir tövbe hasene, günaha tekrar dönülmesi ise seyyiedir. Ona yeniden dönülmesi bu haseneyi boşa çıkarmayacaktır. Tıpkı seyyiatın, karşıladığı kadar hasenatı boşa çıkarmayacağı gibi.

Şöyle demişlerdir: Bu, Ehl-i Sünnetin usulüne göre daha açıktır. Onlar, tek bir şahıs üzerinde değişik yönlerden Allah’ın sevgi ve düşmanlığının varolabileceği hususunda müttefiktirler.

Buna göre kişi, bir yönden Allah için sevgili, diğer bir yönden ise kızılan bir kul olabilir. Hatta aynı kişide iman ve nifak aynı anda bulunabilir. İman ve küfür de. Kişi bunların birisine, diğerine göre daha yakın olur ve onun ehlinden kabul edilir.

Yüce Allah buyurur ki:

  • “Onlar o gün imandan ziyade inkara yakındırlar (Al-i İmran 167)”
  • “Onların çoğu Allah’a ortak koşmaksızın iman etmezler (Yusuf 106)”

Bu ayette o kimselerin şirkle karşılaştırmaları yapılarak, imanları ispat edilmiştir. Eğer bu şirkle birlikte onların, peygamberi inkarı mevcutsa, bu imanları da onlara bir yarar sağlamayacaktır.

Eğer bu şirkle birlikte, peygamberleri tasdik ediyorlarsa, değişik türlerde şirkleri olmasına rağmen bu onları, peygamberlere, ahirete iman sahasından çıkarmaz. Bu kimseler, kebire sahiplerinden daha büyük bir azabı hak etmişlerdir.

Ehl-i Sünnet de kebire sahibinin cehenneme gireceğini, ancak daha sonra oradan çıkarak cennete gireceklerini söylemişlerdir

Bu, böylece sabit olduğuna göre, günaha dönen kimse, bundan dolayı bir yönden Allah’ın gazabına müstehak, diğer yönden de tövbe etmesinden ve geçmiş hasenatından dolayı O’nun sevgisine layık bir kuldur.

Yüce Allah, her olayı, adalet ve hikmetle bir sebebe dayandırmıştır ve kimseye zerre miktarı zulmetmeyecektir:

“Rabbin kullara zulmedici değildir (Fussilet, 41)”

Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz: 259-261

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir