Medyanın “Şişirme” Kahramanları ve Hedonizm
Günümüz dünyası, her şeyin hızla tüketildiği ve değer yargılarının derin sarsıntılar geçirdiği bir “tüketim kültürü” kuşatması altındadır. Bu çağda bireyler; ferdiyetçiliğin ön plana çıktığı, sosyal kimliklerin aşındığı ve rollerin belirsizleştiği bir boşluğa sürüklenmektedir. İnanç ve değerlerdeki bu kararsızlık, özellikle kimlik inşası sürecindeki gençlerimizi “yapay bir vitrin” ile karşı karşıya bırakmaktadır.
Geleneksel değerlerin zayıfladığı bu zeminde ferdiyetçilik, gençlere “hedonist” (haz odaklı) pop figürleri ve içi boşaltılmış sahte kahramanlar aracılığıyla pazarlanmaktadır. Medya eliyle parlatılan bu figürler, sadece birer rol model değil, aynı zamanda tüketim çılgınlığını tetikleyen birer reklam aracıdır. Yeni saç stilleri, giyim tarzları ve yaşam biçimleri üzerinden gençler; özgün bir karakter inşa etmek yerine, sunulan bu geçici imajların peşinden gitmeye zorlanmaktadır.
Her çocuğun hayal penceresini süsleyen, “sonsuz güçlerle” donatıp kendisiyle özdeşleştiği bir kahramanı muhakkak vardır. Çocuk, dünyasını ve gelecekteki karakterini bu kahramanın üzerine bina eder. Bu noktada ebeveynlere ve eğitimcilere düşen en büyük görev; çocuğun zihnindeki bu kahramanın kim olduğunu araştırmak ve o boşluğu doğru isimlerle doldurmaktır.
Medya çağının henüz zihinleri bu denli bulandırmadığı dönemlerde, Battal Gazi, Sultan Alparslan, Fatih Sultan Mehmet ve Kara Murat gibi isimler yapay değil, milletin ortak vicdanında kabul görmüş gerçek yıldızlardı. çocuğun hayal dünyasına sadece cesaret değil, aynı zamanda edep ve merhamet aşılardı. Bu kahramanlar; dünya malına ve makamına tamah etmeyen, mücadelesini manevi erdemler üzerine kuran “alperenler”, “gazi dervişler” ve “gönül insanlarıydı”. Onlar, kılıcı kalemle, maddeyi gönülle birleştiren eşsiz bir sentezin temsilcileriydi.
Bugün yapmamız gereken; bilimde, sanatta ve düşüncede toplum yararına çalışmış, yaşantısıyla insanlığa ışık tutmuş büyük şahsiyetleri çocuklarımıza yeniden tanıtmaktır. Sahte parıltılar yerine, köklü değerleri ve insanlığın ortak mirasını temsil eden “ideal şahsiyetleri” çocukların dünyasına taşımalıyız.
Evlatlarımızı; kof bir popülerliğin kölesi olmaktan kurtarıp, maddi ve manevi erdemlerle donanmış, kılıç ve kalemi aynı potada eriten kâmil insanların yoluna yönlendirmek, onlara bırakacağımız en büyük mirastır.
