Kefaretin Adresi: Gerçek İhtiyaç Sahiplerine Ulaşmak
İslam’da yemin kefareti, sadece mali bir yükümlülük değil, aynı zamanda sosyal adaletin tesisidir. Bu sebeple kefaretin verileceği adreslerin doğru seçilmesi, ibadetin sıhhati için elzemdir. Kefaret; zekat verilmesi caiz olmayan anne, baba, büyükanne, büyükbaba ve öz çocuklara verilemez. İmam Gazali’nin belirttiği gibi; insanın kendi aslına ve nesline bakması zaten bir vazifedir; kefaret ise bu asli sorumluluğun dışındaki muhtaçlara uzanan bir el olmalıdır. Aynı şekilde kefaret bedeli cami, yol, köprü gibi inşaat işlerinde kullanılamaz; çünkü kefaretin ruhunda bir yoksulun bizzat doyurulması veya giydirilmesi (temlik) esastır.
“Eli Dar” Kişinin Kefareti: Üç Günlük Sabır Orucu
Eğer bir mümin; köle azad etmeye, on yoksulu giydirmeye veya doyurmaya güç yetiremiyorsa, ilahi bir ruhsat olarak peş peşe üç gün oruç tutar. Ancak burada asıl olan, imkan varsa mali kefareti yerine getirmektir. Abdulkadir Geylani, varlıklı kişinin zora kaçmadan, infak ederek gönül almasını daha faziletli görür. Zira yedirmek, toplumdaki bir yarayı sararken; oruç, bireysel bir irade terbiyesidir.
Yemin kefaretinde zenginlik sınırı, alışılmış “nisap” miktarından farklıdır. Burada temel ölçü, kişinin kendi temel ihtiyaçlarından (kifayet miktarı) fazla olarak kefareti ödeyebilecek kadar mala sahip olup olmamasıdır. Borçlu olunsa dahi, eldeki mevcut imkan kefareti karşılamaya yetiyorsa, o kişi mali kefaretle yükümlüdür.
İmam Şafii ve Ebu Hanife gibi müçtehitlerin vurguladığı üzere, burada kritik olan “kefareti ödeme vaktindeki” haldir:
- Sonradan Zenginleşmek: Kefaret vacip olduğunda fakir olan biri, ödeme yapmadan önce zenginleşirse, artık oruç tutamaz; mali kefareti yerine getirmesi gerekir.
- Vakit ve Niyet: Nyetin halis olması, imkan doğar doğmaz bu borcun bekletilmeden ödenmesini gerektirir.
Yemin kefareti hükümleri, mümini hem diline sahip çıkmaya hem de elindekini paylaşmaya davet eder. Mevlana‘nın dediği gibi; “Veren el, alan elden üstündür; ancak doğru yere veren el, Allah katında muteberdir.” Kefareti, bir cezadan ziyade kalbi temizleyen ve yoksulun duasını alan bir vesile olarak görmek, bizi Sırat-ı Müstakim üzere sabit kılar.
