İnsanların çoğu, dünya hayatına öyle bağlıdır ki, huylarını terk etmekte, kötü alışkanlıklarından vazgeçmekte, boş ve fani emellerinden uzaklaşmakta zorlanır.
Dünya nimetleri, makam, mal ve konfor onları öyle sarar ki, akıllarını başlarına getirecek olan gerçekleri unutur, doğru yolu terk ederler. Onlar için umut ve emeller tükenmez; menedildikleri, yasaklanan yaşam tarzına dönmek, bir alışkanlık hâline gelir.
Azap ve Uyanış
Allah’ın azabı öyle bir uyarıdır ki, çoğu insan sadece yüz yüze geldiğinde, bizzat yaşadığında aklını başına getirir. O zaman fark ederler: Yaptıkları kötülükler, boş ve fani dünyaya olan tutkuları ne kadar yanlışmış! İşte o zaman, pişmanlık ve tövbe ile kendilerini toparlarlar.
Kur’an-ı Kerim, bu durumu şöyle bildirir: “Sen ne yaparsan yap, insanların çoğu iman etmezler (Yusuf 103)”
Bu ayet bize gösterir ki, sen ne kadar uyarırsan uyar, çoğu kişi kendi heva ve heveslerinin esiri olarak sapmaya devam eder.
- Dünya hayatına bağlanma, huylarını ve kötü alışkanlıklarını terk et!
- Azabı ve felaketi unutma; onları sadece tecrübeyle öğrenmek zorunda kalırsan, iş işten geçmiş olur.
Salih amellerini ihmal etme, nefsiyle mücadele et ve Allah’a yönel. Çünkü insan, ancak Allah’a teslimiyet ve akıl ile hareket ederse kalbini ve hayatını düzeltebilir.
Unutma! İnsan çoğu zaman uyarılara kulak vermez. Ama sen, Allah’ın emirlerini hayatına geçir, huyunu düzelt ve dünya ile geçici emellerin esiri olma.
Azabı görmeden de aklını başına alabilen mümin, hem dünyada hem ahirette selamet bulur.
