Zekatın Farz Olmasının Şartları ve Önemli Hükümleri
1- Niyet: Zekatın Kalbi Şartı
Zekat veren kişinin kalbiyle farz olan zekatını vermeye niyet etmesi gerekir. Velisinin niyeti, delinin ve çocuğun niyeti yerine geçer. Devlet başkanının niyeti de, zekat vermek istemeyen mülk sahibinin niyeti yerine geçer. Ancak bu durum dünyadaki zahiri hükme göredir. Şöyle ki:
Dünyada artık ondan zekat istenmez. Fakat ahirette durum böyle değildir. Çünkü zekatını vermek istememesi sebebiyle, zimmeti sorumluluktan kurtulmamıştır. Kişinin, zekatını vermek üzere birini vekil tayin veya ona vekalet verirken niyet etmesi caizdir.
2- Üzerinden Bir Yıl Geçmesi (Havl-i Havalan)
Üzerinden bir yıl geçtikten sonra acele olarak vermek gerekir. Zekatını vermeye gücü yettiği halde geciktirirse günahkar olur. Zekatını henüz vermeden önce ve bir yıl doldurduktan sonra mal telef olsa, zekat sorumluluğu düşmez.
Nisap tamam olmuşsa, bir yılın dolmasını beklemeden zekat vermek caiz olmaz. Diğer görüşe göre ise bunu yapmak caizdir. Zekatını önceden verip de malı bir yıl dolmadan telef olan birinin fakire gidip verdiği parayı istemesinin caiz olup olmadığı konusunda iki vecih vardır.
Adam zekatını bir yıl dolmadan önce bir fakire vermiş ve fakir zengin olmuş, ölmüş veya bir yıl dolmadan dinden dönmüş ve sonra bir yıl dolmuşsa zekatı geçerli olur.
3- Zekatın Mahiyeti: Kıymet ve Taabbüd Boyutu
Zekat verirken kıymetini göz önüne alıp verilmesi gereken malın yerine bir başkasını vermemek gerekir. Aksine, nas ile belirlenmiş olanlar zekat olarak verilmelidir. İmam Ahmed’den gelen bir başka rivayete göre başka bir malı vermek caizdir. Birinci görüş daha doğrudur. Buna cevaz veren, sadece fakirin ihtiyacını gidermeyi göz önüne almıştır. Oysa maksat tamamıyla bu değildir. Çünkü şeriatın koyduğu vacipler üç kısımdır:
a- Sırf Taabbüdi Olan Vacipler
Şeytan taşlamak gibi sırf taabbüdi olan vacipler: Şeriatın bu türden vacipte ki maksadı. ne manaya geldiğini anlamadığı bir fiili yapmakla kulun kulluğunun ortaya çıkmasıdır. Çünkü manası anlaşılan bir fiili yapmaya kulun mizacı yardımcı olur ve onu yapmasını ister. Bundan dolayı kulluktaki ihlas bu türden bir fiili yapmakla ortaya çıkmaz. Çünkü kulluktaki ihlas başka bir şey için değil, sadece Allah’ın emretmiş olduğu bir hakkı yerine getirmek üzere harekete geçmekle ortaya çıkar.
b- Maksadı Akılla Anlaşılabilen Vacipler
Şeriatın koyduğu vaciplerden biri de maksadı kulluğu ortaya çıkarmak (taabbüt) olmayan, onun yerine borcu ödemek ve gasp edilmiş malı geri vermek gibi manası akılla anlaşılabilen bir şeyin yapılmasını amaçlayan vaciptir. Bu türden vacipler de fiilin nasıl yapıldığının ve niyetin bir önemi yoktur. Aksine, hakkın hak sahibine ulaşmasıyla maksat hasıl olur ve şeriatın bu husustaki hitabı düşer. Bu iki vacip çeşidinde de maksat tektir.
c- Taabbüd ve Maslahatı Birleştiren Vacipler
Bu vacip çeşidinde tek değil, iki şey birden amaçlanmıştır: Kulların payının verilmesi ve mükellefin kullukla imtihan edilmesi. Bu vacipler türünde şeytan taşlamanın taabbüdü ile kullarak ait olan hakları sahiplerine vermek birlikte yer almaktadır.
Tabii burada söz konusu iki mananın en dakik olanı unutulmamalıdır ki o da bu iki mananın en değerlisi olan taabbüttür. Belki de en dakik olan mana en önemli olandır. Zekat da bu kabiledendir.
Zekatta ihtiyacın giderilmesinde fakirin pay alması amaçlanmıştır.
Şeriatın zekattaki bir diğer amacı ise ayrıntıları gözetmede taabbüt hakkıdır.
Bu itibarla zekat, İslam’ın iki esası olan namaz ve haccın karinesi olmuştur.
Mükellefin sahip olduğu malların cinslerini ayırmada ve her cins malın zekatını çeşidine, cinsine ve sıfatına göre vermede yorulacağında kuşku yoktur. Bu hususta gevşeklik göstermek fakirin payına bir zarar vermez, ancak taabbüdü zedeler.
Şeriatın beş devede bir koyun zekat verilmesini vacip kılıp zekatını deve yerine koyundan verilmesini kabul ederek, altın ve gümüş olarak verilmesini istememesi,
Zekat olarak verilecek şeylerin belirlenmesinde güdülen amacın taabbüd olduğunu göstermektedir.
Eğer şeriatın bunu, o devirde Arapların elindeki nakit azlığı sebebiyle kabul ettiği söylenecek olursa, zekat olarak belirli bir yaşta deve vermesi gereken kişinin o yaşta bir deve bulamayınca bir yaş daha küçük bir deveyle birlikte iki koyun veya yirmi dirhem para vermesinin kabul edilmiş olması bu iddiayı geçersiz kılmaktadır. Bu da gösteriyor ki zekat taabbütlerden arınmış bir ibadet değildir. Fakat zayıf akıllar birden fazla amaç içeren mürekkep konuları idrak etmede zorlanır.
4- Zekatın Verileceği Yer
Zekatın, aralarında namazı kısaltacak kadar mesafe bulunan bir beldeden diğerine verilmemesi gerekir. Çünkü her belde de yaşayan fakirlerin gözü o beldenin mallarına bakar. Kişi malının zekatını beldeden başka bir yere gönderirse, bunun geçerli olup olmayacağı hakkında iki görüş vardır. Bunların en doğrusuna göre, bu şekilde verilen zekat geçerlidir.
5- Zekatın Verileceği Sınıflar
Yüce Allah’ın ‘Sadakalar (zekatlar) Allah’tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere (zekat toplayan) memurlara, gönülleri İslam’a ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihat edenlere, yolculara mahsustur (Tevbe Süresi 60)’ şeklindeki kavlinden dolayı, zekat verilecek sınıfların hepsine zekat vermek ve aralarında bir ayırım yapmamak gerekir.
Bu ayet, mülk edinmede herkese eşit davranmayı emretmektedir. Eğer kişi tek bir sınıfa zekat verirse caiz olmaz. Bu görüş Ebu Bekr Abdülaziz’e aittir.
Bizim arkadaşlarımızın çoğuna göre bütün sınıflara zekat vermek müstehaptır ve tek bir sınıfa zekat vermek caizdir. Kişinin tek bir sınıfa zekatını verebileceğini söylediğimiz zaman, onun bütün zekatını bir tek fakire vermesi caiz demektir.
Eğer tek bir sınıfa zekatını veremez dersek o zaman her sınıftan en az üç kişiye vermesi gerekir. Ancak zekat memuru bunun dışındadır. Çünkü onun aldığı şey ücrettir ve ona tek başna vermek caizdir.
Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s Sadıkin / C: 1 / bkz: 167-169
