1. Anasayfa
  2. ALLAH'IN VARLIĞINA İNANMAK

Allah’ı Hakkıyla Tanımak ve Gereğince Takdir Etmenin Yolu

Kur’an, insanı yalnızca iman etmeye değil; düşünmeye, tefekkür etmeye ve Allah’ın azametini gereğince idrak etmeye çağırır. Gerçek ilim kalpte haşyet doğurur, insanı kibirden arındırarak teslimiyete götürür.

Allah’ı Hakkıyla Tanımak ve Gereğince Takdir Etmenin Yolu

Kur’an-ı Kerim, insanı sadece iman etmeye değil, düşünmeye de çağırır. Göklerin ve yerin yaratılışı, gece ile gündüzün ardı ardına gelişi, insanın kendi varlığı ve çevresindeki harikulade düzen; hepsi tefekkür eden akıl için ilahi kudretin delilleridir. Bilim yoluyla kâinattaki düzeni keşfeden ve bu düzenin sonsuz bir kudrete dayandığını kavrayan kimse, Allah’ı gereğince takdir etmeye bir adım daha yaklaşır. Çünkü ilim, doğru kullanıldığında insanı inkâra değil hayranlığa götürür.

Aklını kullanmayan, varlık üzerinde düşünmeyen kimse ise eşyanın sadece zahirini görür. Onu kullanır, faydalanır; fakat arkasındaki hikmeti idrak edemez. Böyle bir bakış, insanı yüzeyde bırakır. Kalp derinlik kazanmaz, haşyet oluşmaz. Neticede Allah’ı tanıma iddiası kuru bir söylemden öteye geçmez.

Tarihin her döneminde kimi insanlar kendisini büyük görmüş, kimi Allah’ın yarattıklarını O’na denk tutmuş, kimi de O’nun varlığı üzerinde hiç düşünmemiştir. Bu tavırların ortak noktası, Allah’ı gereğince takdir edememektir. Oysa Kur’an, Allah’ın azametini anlatırken insanı sarsan tasvirler sunar. Zümer Suresi 23. ayette, Allah’ın ayetleri okunduğunda müminlerin tüylerinin ürperdiği bildirilir. Çünkü hakikati tanıyan kalp, ilahi kelam karşısında kayıtsız kalamaz.

Yine Enfal Suresi 2. ayette gerçek müminlerin vasfı şöyle ifade edilir: Allah anıldığında kalpleri ürperir, ayetler okunduğunda imanları artar ve yalnız Rabblerine tevekkül ederler. Bu, Allah’ı tanımanın doğal sonucudur. Tanıyan sever, seven saygı duyar, saygı duyan da teslim olur.

“Haşyetullah” denilen bilinç tam da budur: Allah’ın azametini kalpte derinden hissetmek. Bu haşyet, korku ile sevginin dengeli birleşimidir. Allah’ı yarattıklarıyla aynı seviyede görmek, O’nu sadece teorik bir kavram gibi düşünmek ya da O’na karşı kayıtsız kalmak; hepsi O’nu gereğince takdir edememenin göstergesidir.

Kur’an’da kıyamet sahneleri anlatılırken yerlerin ve göklerin O’nun iradesiyle alt üst olacağı bildirilir. İnsanların güç vehmettiği bütün otoriteler yok olurken, Allah’ın mutlak kudreti apaçık ortaya çıkar. O gün kendisini güçlü sanan nice zalim dehşet içinde kalacaktır. İlahi kudret karşısında herkes eşittir; tanıyan da tanımayan da O’nun iradesi altındadır.

Bu nedenle gerçek ilim, insanı kibire değil tevazuya götürmelidir. Gerçek tefekkür, kalpte haşyet doğurmalıdır. Allah’ı gereğince takdir etmek; O’nun azametini bilmek, ayetleri karşısında duyarsız kalmamak ve hayatı O’nun rızasına göre şekillendirmektir.

Allah’ı gereğince takdir etmek ne demektir?

  • O’nun kudretini, azametini ve birliğini kalben ve aklen idrak etmek; O’na layık saygı ve teslimiyeti göstermektir.

Bilim ve tefekkür imanı güçlendirir mi?

  • Evet. Kâinattaki düzeni ve hikmeti gören kişi, bunların sonsuz bir kudretin eseri olduğunu kavrayarak imanını derinleştirebilir.

Haşyetullah nedir?

  • Allah’ın büyüklüğünü kalpte derinden hissetmek, O’na karşı saygı ve bilinç içinde yaşamaktır.

Gerçek müminin ayetler karşısındaki tavrı nasıldır?

  • Allah anıldığında kalbi ürperir, ayetler okunduğunda imanı artar ve yalnızca Rabbine tevekkül eder.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir