1. Anasayfa
  2. AİLE VE EVLİLİK

Ailene Namazı Emret, Kendin de Ona Sabırla Devam Et

Kur’an-ı Kerim’de Kur’an-ı Kerim (Tâhâ Suresi, 132. ayet) geçen bu ilahi çağrı, ibadette hem rehberlik hem de istikrar sorumluluğunu vurgular. Kişinin önce kendi hayatında namazı sabır ve süreklilikle yaşaması, ardından ailesine örnek olarak bu bilinci aktarması gerektiğini ifade eder. Bu ayet; sabır, istikrar ve güzel örnek olmanın aile içindeki manevi etkisine dikkat çeker.


Bir ev düşünün… İçinde çocuklar büyüyor, gençler yetişiyor, hayat akıp gidiyor. O evin reisi olarak sabah kalktığınızda aklınıza gelen ilk şey ne? Çocukların karnı mı, onların okulu mu, gelecekleri mi, meslekleri mi? Elbette bunlar önemli. Ama bir şey var ki, bunların hepsinden daha önemli, daha hayati, daha kalıcı: Onların namazı. Onların Rableriyle kuracakları bağ. Onların ahiretleri. Çünkü bir insan namazını kaybederse, her şeyini kaybeder. Namazını kazanırsa, her şeyi kazanır. İşte bu bilinçle, Yüce Allah Taha Suresi’nin 132. ayetinde önce Peygamberimize, sonra bütün müminlere, özellikle de aile reislerine çok önemli bir emir veriyor: “Ailene namazı emret ve kendin de sabırla devam et.” Bu emir, sadece bir tavsiye değil, bir sorumluluk beyanıdır.

  • Peki bu sorumluluğu nasıl yerine getireceğiz?
  • Namazı ailemize nasıl sevdireceğiz? Onları namaza nasıl alıştıracağız?

Taha Suresi 132. ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ehline (aile halkına) namazı emret ve kendin de sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel son, takva sahiplerinindir.”

Bu ayet, önce Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) hitap ediyor. Ama O’nun şahsında bütün müminlere, bütün aile reislerine, bütün anne babalara sesleniyor. Ey iman edenler! Önce kendi ailene, eşine, çocuklarına, ev halkına namazı emret. Onları namaza teşvik et, onlara namazı sevdir, onları namazla buluştur. Ama bunu yaparken, sadece emretmekle kalma, kendin de namazında sabırlı ve kararlı ol. Kendin namazı hakkıyla kıl ki, sözün tesirli olsun. Kendin namazda sebat et ki, tavsiyen inandırıcı olsun.

Ayette dikkat edilmesi gereken çok önemli bir incelik var: Önce “ehline namazı emret” buyuruluyor, sonra “kendin de sabırla devam et” deniyor. Bu, şu anlama gelir: Namazı emretmekle yükümlüsün, ama bu emir, senin kendi namazında sabırlı olmanla birlikte yürümelidir. Yani hem başkalarına namazı teşvik edeceksin, hem de kendi namazında sebat edeceksin. İkisi bir arada olacak. Biri olmadan diğeri eksik kalır.

Başkasına tavsiye ettiğin şeyi önceki kendin yapmalısın. Aksi halde sözün hiçbir kıymeti ve değeri olmayacaktır.

Aile Reisinin Namaz Sorumluluğu

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) başta olmak üzere her aile reisinin en önemli görevlerinden biri, önce hanımı ve çocuklarını, daha sonra sorumlu olduğu diğer kişileri namaza teşvik edip alıştırmaktır. Bu, sadece bir tavsiye değil, bir sorumluluktur. Kıyamet gününde hepimize sorulacak sorulardan biri de budur:

  • “Ailene namazı emrettin mi?
  • Onları namaz konusunda yetiştirdin mi?
  • Onların namazı için çaba gösterdin mi?”

Kur’an-ı Kerim’de bu sorumluluk başka ayetlerde de vurgulanır. Lokman Suresi’nde, Lokman Hekim’in oğluna verdiği öğütler arasında namazın özel bir yeri vardır: “Yavrucuğum, namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış ve başına gelen şeylere sabret.” (Lokman Suresi, 17)

Demek ki namaz, sadece bireysel bir ibadet değil, aynı zamanda ailevi bir sorumluluktur. Bir baba, sadece kendi namazından sorumlu değildir; aynı zamanda çocuklarının namazından da sorumludur. Bir anne, sadece kendi ibadetinden mesul değildir; evlatlarının ibadet eğitiminden de mesuldür.

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet başkanı bir çobandır ve sorumludur. Kişi, ailesinin bir çobanıdır ve onlardan sorumludur.” (Buhari, Müslim)

Bu hadis, aile reisliğinin ne büyük bir sorumluluk olduğunu açıkça gösterir. Bir baba, ailesinin çobanıdır. Onları nereye götürdüğünden, nasıl yetiştirdiğinden, onlara hangi değerleri verdiğinden sorumludur. Ve bu sorumlulukların en başında, onlara namazı öğretmek, onları namaza alıştırmak gelir.

Aileye namazı emretmek gerçekten bir sorumluluk mudur?

  • Evet. Kur’an açıkça aile reisini bu konuda muhatap alır. Tâhâ Suresi 132. ayet, namazın sadece bireysel bir ibadet olmadığını, aile içinde yaşatılması gereken bir sorumluluk olduğunu bildirir. Anne ve baba, kendi namazlarından olduğu kadar çocuklarının namaz eğitiminden de mesuldür.

Namazı emretmek baskı kurmak anlamına mı gelir?

  • Hayır. Kur’an’daki “emretmek” ifadesi sertlik değil, süreklilik ve sahiplenme anlamı taşır. Ayette “sabırla devam et” buyrulması, bu görevin yumuşaklık, örneklik ve kararlılıkla yapılması gerektiğini gösterir. Zorlamak değil, sevdirmek esastır.

Anne-baba namaz kılmıyorsa çocuklara namaz öğretebilir mi?

  • Sözle öğretilebilir ama tesiri zayıf olur. Çocuklar söyleneni değil, yapılanı örnek alır. Kendi namazında sebat etmeyen bir anne-babanın nasihati kalıcı olmaz. Bu yüzden ayette önce “kendin sabırla devam et” vurgusu yapılmıştır.

Çocuklar küçük yaşta namaza alıştırılmalı mı?

  • Evet. Namaz bir anda yüklenen bir sorumluluk değil, zamanla kazanılan bir alışkanlıktır. Küçük yaşta namazla tanışan çocuk için namaz bir yük değil, hayatın doğal bir parçası hâline gelir. Geç kalınan namaz eğitimi, ileride zorlaşır.

Aile içinde namaz alışkanlığı nasıl kalıcı hâle getirilir?

  • Birlikte kılınan namazlar, namaz vakitlerine gösterilen hassasiyet ve ibadetin zorunluluk değil bir değer olarak sunulması bu alışkanlığı güçlendirir. En önemlisi ise sürekliliktir; ara verilen ibadet, zamanla etkisini yitirir.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir