Bütün insanlar dünyada misafirdir. Ellerindeki servetler onlara ödünç olarak verilmiştir. Günü gelince misafir gidecek, borç da ödenecektir. İnsan kendini kalıcı zanneder; oysa her gün biraz daha eksilir, her nefes onu dönüşü olmayan bir sona yaklaştırır. Şairin dediği gibi, ömrü istediği kadar uzun olsun, istediği kadar çok servete ulaşsın, dünyalık peşinde koşan kimsenin durumu; apartman yapıp tam içine gireceği sırada binası yıkılan kimse gibidir. Yaptığı her şey bir anda yok olabilir; çünkü üzerine kurduğu zemin fânidir.
İslam büyüklerinden Mıtraf b. Şıhhr, hükümdarların yumuşak koltuklarına ve zevklerine bakmayı değil, onların akıbetini düşünmeyi öğütler. Zira saltanat da fanidir, ihtişam da geçicidir. Abdullah b. Abbas ise dünyanın üçe ayrıldığını söyler: bir bölümü müminlere, bir bölümü münafıklara, bir bölümü de kâfirlere tahsis edilmiştir. Mümin dünyayı ahiret azığı hazırlamak için bir tarla bilir; münafık süsüne aldanır; kâfir ise ömrünü dünyalık uğruna tüketir.
İslam büyüklerinden Ebu Umame el-Bahtli’nin rivayet ettiği üzere, Hz Muhammed (s.a.v) peygamber olarak gönderildiğinde şeytanlar İblis’in etrafında toplanır ve yeni gelen peygamberi haber verirler.
- İblis’in ilk sorusu şudur: “Onlar dünyayı severler mi?”
- “Evet” cevabını alınca, “Öyleyse merak etmeyin” der, “Onları dünyaya taptırırım.”
Kalplere üç kapıdan girer: haram kazanç, müsriflik ve cimrilik. Böylece insan, malın esiri olur; kazanırken günaha, harcarken israfa, vermesi gereken yerde ise cimriliğe düşer.
Hz Ali dünyanın mahiyetini bir cümlede özetler: Helali hesap, haramı azap gerektirir. Yani dünya bütünüyle bir imtihandır. Sevindiren her nimetin yanında üzen bir taraf da vardır. İslam büyüklerinden Ebu Hazım, insanı sevindiren her dünya nimetine karşılık onu hüzne düşürecek bir şeyin yaratıldığını söyler. Çünkü kalbin bütünüyle dünyaya bağlanması istenmez.
Hasan-ı Basri, insanoğlunun dünyadan üç hasretle ayrıldığını bildirir:
- Mal toplamaya doyamamak,
- Emellerine kavuşamamak ve
- Ahiret için gereği gibi hazırlık yapamamış olmak.
Malik b. Dinar ise dünya sevgisi konusunda insanların adeta suskunluk anlaşması yaptığını, kimsenin kimseyi uyarmadığını söyler ve bu gidişin böyle sürmeyeceğini hatırlatır. Çünkü Allah kullarını başıboş bırakmaz.
Bekir b. Abdullah’ın benzetmesi ise ibretlidir: Dünyadan yine dünya malı ile uzaklaşmaya çalışan kimse, yanan ateşi saman dökerek söndürmeye çalışan kimseye benzer. Dünya sevgisi, yine dünya ile tedavi edilemez. Onun ilacı zühd, kanaat ve kalbi ahirete yöneltmektir.
Hakikat şudur ki, dünya bir misafirhanedir. Misafir kalıcı olmadığını bilerek oturur. Emaneti emanet bilerek taşır. Hesabın geleceğini unutmadan yaşar. Çünkü son dönüş Allah’adır ve gerçek yurt O’nun katındadır.
İmam Gazali / İhya’u Ulumi’d-Din
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Dünya neden “misafirhane” olarak nitelenir?
- Çünkü insan dünyada kalıcı değildir. Ömrü sınırlıdır ve sahip olduğu her şey emanettir. Bir gün hepsini bırakıp gidecektir.
Dünya sevgisi neden tehlikeli görülür?
- Dünya sevgisi kalbi ahiretten uzaklaştırır, insanı harama, israfa ve cimriliğe sürükleyebilir. Aşırı bağlanma, imtihanı kaybetmeye sebep olabilir.
Helal dünya malı da kötü müdür?
- Hayır. Helal mal kötü değildir; ancak onun hesabı vardır. Önemli olan malın kalpte değil elde olması ve Allah yolunda kullanılabilmesidir.
Dünya ile ahiret dengesi nasıl kurulmalıdır?
- Dünya, ahiret için bir hazırlık alanı olarak görülmelidir. Çalışmak, kazanmak ve yaşamak meşrudur; ancak asıl gaye Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır
