1. Anasayfa
  2. KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ

En’am Suresi 125. Ayet: Kalbin Açılması ve Daralması

En’am Suresi 125. ayet, hidayetin kalbe konulan bir nur olduğunu; sapmanın ise göğüste hissedilen manevi bir darlıkla kendini gösterdiğini bildirir. Ayet, iman ile inkâr arasındaki farkın bilgi değil, kalbin yönelişi olduğunu ortaya koyar.

En’am Suresi 125. Ayet: Kalbin Açılması ve Daralması

En’am Suresi 125. ayetin Meali ve Tefsiri

En’am Suresi 125. Ayet Meali: Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse, göğe çıkıyormuş gibi kalbine darlık ve sıkıntı verir. Allah inanmayanları işte böyle cezalandırır.

Allah, hidayete erdirmek istediği kimsenin gönlünü İslam’a açar; sapıklıkta bırakmak istediği kimsenin yüreğini de daraltır, sıkar; sanki o kişi güçlükle göğe yükseliyormuş gibi göğsünde darlık hisseder. Allah, iman etmeyeceklerin üzerine işte böyle bir murdarlık bırakır.

Bu ayetin tefsiri Hz. Peygamber’e soruldu:

  • “Allah, bir kalbi İslam’a nasıl açar?” denildi.
  • O, “kalbe konulan bir nurdur. Onunla kalp açılıp genişler” buyurdu.
  • “Peki, onun bileceğimiz bir alameti var mıdır?” denildi.
  • “Evet, onun alameti ebedilik yurduna yönelmek, aldatıcı yurttan uzak durmak ve gelmeden önce ölüm için hazırlanmaktır” dedi.

Günümüz insanı için bu alametleri tekrar hatırlamak gerek. Ebedilik yurduna yönelmek, sürekli “şimdi ve burada”ya hapsolmuş modern zihnin unuttuğu derin bir istikamettir. Sadi Şirazi’nin dediği gibi: “Dünya bir gölgedir, gölgenin peşinde koşma. Güneşin kendisini ara, gölge arkandan gelir.”

Aldatıcı yurttan uzak durmak ise, sosyal medyanın “filtreli cennetleri”, tüketim kültürünün “satın alınabilir mutlulukları” karşısında kalbinizi korumaktır. İmam Gazali bu konuda şöyle bir tespitte bulunuyor: “Dünya, bir yolcunun konakladığı handan ibarettir. Ama biz hanı yurt sanıp, yolculuğu unuttuk.”

“Ölüm gelmeden önce ölüm için hazırlanmak” — bu, modernitenin “anti-aging” çılgınlığına karşı en radikal duruştur. Ölümü hatırlamak, Sadi’nin dediği gibi “her anı son an gibi yaşamaktır.” Unutan ise, son anı hiç yaşamadan gider.

Allah, kalbini İslam’a açtığı kimseye imanı sevdirir, kalbini iman nuru ile aydınlatıp süsler; küfür, fısk ve isyandan nefret ettirir. Öylesi kimse, Rabbinden bir nur üzeredir. Bu kimsenin, ancak Allah’ı zikirle kalbi tatmin olur ve sükunete erer; Allah’ı sever, Peygamber’i örnek edinir, Allah yolunda gayret göstermekten, malını harcamaktan haz alır.

İşte modern insanın kaybettiği “tatmin” budur. Sosyal medya bildirimleriyle, alışveriş çılgınlıklarıyla, “like” sayılarıyla dolduramadığımız o boşluk, ancak “Allah’ı zikirle” dolabilir. Gazali’nin ifadesiyle: “Kalp, ancak tek bir sevgiye odaklanınca aydınlanır.” Ama biz her şeyi sevmeye çalışıyoruz, bu yüzden hiçbirini tam sevemiyoruz.

Allah’ın, İslam’a karşı kalbini daralttığı kimse ise, İslam’dan ve Müslümanlardan nefret eder; küfrü, fıskı ve isyanı sever; hidayetle ilgili her şey onun göğsüne darlık verir. Bu darlık, günümüzde “anksiyete”, “panik atak”, “burn-out” adlarıyla paketleniyor. Ama asıl adı kalbin daralmasıdır. Sanki göğe yükseliyormuş gibi göğsünde darlık hisseder — çünkü ruh, yaratılışına aykırı bir hayatla “göğe tırmanmaya” zorlanıyor.

Önemine binaen tekrar işaret etmeliyiz ki Allah isteyen ve kalbini İslam’a açan her kimsenin hidayetini ister, gönlüne de ferahlık verir; bunu istemeyenleri de kendi halleriyle baş başa bırakır.

İstemenin kendisi bir nimettir. O darlığı hissettiğin an, aslında kalbin “açılmak” için çırpınıyor demektir. Sadi Şirazi’nin hikmetiyle bitirelim: “Kalp, kendi yurdunu arar durur. Yanlış kapıları çalarsan, elin acır; ama kalbin daralır.”

  • Doğru kapıyı çalmak, istemekle başlar.

Göğsümde darlık hissediyorum, bu kalbim daraldığı anlamına mı gelir?

  • Her darlık manevi değildir, tıbbi kontrol önemlidir. Ama En’am 125’in işaret ettiği darlık farklıdır: Hidayete yönelik her şey size zor geliyorsa, ibadet “angarya” gibi, zikir “boş zaman aktivitesi” gibi görünüyorsa, bu kalbin daralma alametidir. Psikolojik destek alın, ama manevi muhasebeyi de ihmal etmeyin. Çünkü “Allah’ı zikretmekle kalpler tatmin olur” (Ra’d 28).

“Kalbe konulan nur”u nasıl hissederim?

  • Hz. Peygamber’in işaret ettiği üç alametle: Ebedilik yurduna yönelmek — yaptığınız her işte “bu baki mi?” sorusunu sormak. Aldatıcı yurttan uzak durmak — sosyal medyanın, tüketimin sizi eksik hissettirdiği anları fark edip geri çekilmek. Ölüm için hazırlanmak — her gece yatarken “bugün ölsem razı mıyım?” demek.

“Allah isteyenin hidayetini ister” — ben istediğimi nasıl bileceğim?

  • Darlık hissetmeniz, bu metni okuyup içinde bir şeylerin kıpırdadığını hissetmeniz, “bir şeyler yanlış” demeniz — işte bu istemenin başlangıcıdır. Sadi Şirazi: “Su, susuzun ağzına kadar gitmez; susuz, suya gider.” Siz suya doğru yürümeye başladıysanız, bu istemektir. Allah, o yürüyüşü tamamlamanızı ister.

Çevrem bana “gerici” diyor, ne yapmalıyım?

  • En’am 125 der ki: Allah istemedikçe hidayet olmaz. Sizin göreviniz tebliğ değil, yaşamaktır. Gazali’nin “güzel ahlak”ı ile durun, ısrarcı olmayın. Kalbiniz açıldıkça, çevrenizdeki darlıkları da fark edeceksiniz. Ama herkesin hidayeti kendi istemiyle, kendi zamanında gelir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir