En’am Suresi 148. ayetin Meali ve Tefsiri
En’am Suresi 148. Ayet Meali: Müşrikler diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram saymazdık.” Onlardan öncekiler de aynı şekilde yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: “Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi mi var? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece temelsiz bir tahminde bulunuyorsunuz.”
En‘am Suresi 148. ayette müşriklerin ileri sürdüğü iddia dikkat çekicidir. Onlar, işledikleri şirki ve uydurdukları haramları Allah’ın dilemesine bağlayarak sorumluluktan kurtulmak istemişlerdir. “Eğer Allah dileseydi biz ve atalarımız ortak koşmazdık” diyerek, kendi tercihlerini ilahi iradenin zorunlu sonucu gibi göstermeye çalışmışlardır.
Kur’an, bu yaklaşımın geçmiş toplumlarda da görüldüğünü hatırlatır. Öncekiler de peygamberleri yalanlamış, aynı mantıkla hareket etmiş ve sonunda ilahi azabı tatmışlardır. Bu hatırlatma, kaderi bahane eden zihniyetin tarih boyunca değişmeyen bir savunma biçimi olduğunu göstermektedir.
Bu sözün bir yönüyle doğru olduğu kabul edilmektedir. Gerçekten de Allah Teâlâ her şeye kadirdir. Dileseydi insanları ve cinleri iradeleri dışında kendisine boyun eğdirir, bütün insanları iman etmiş tek bir ümmet hâline getirirdi. Kudret açısından buna hiçbir engel yoktur.
Kur’an’ın başka ayetlerinde de Allah’ın mutlak kudretine vurgu yapılır. Bu yönüyle müşriklerin sözleri, ilahi kudreti inkâr eden bir söz değildir. Ancak mesele, kudret değil; hikmet, adalet ve imtihan gerçeğidir.
Yanlış Olan ve Yalan İçeren Yönü
Bu sözün yanlış olan yönü ise, Allah’ın insanları iradesiz varlıklar gibi zorlamadığı gerçeğinin göz ardı edilmesidir. Allah’ın adalet ilkesi, dünya hayatının imtihan oluşu ve imanın mahiyeti, insanın akıl ve irade sahibi bir varlık olmasını gerektirir. Bu nedenle Allah, insanı kendi tercihiyle baş başa bırakmıştır.
İnsan, iman etmekte de inkâr etmekte de özgürdür. İşte bu özgürlük, sorumluluğun temelini oluşturur. Kaderi gerekçe göstererek yapılan tercihlerden kaçmak, imtihanın anlamını ortadan kaldırır. Kur’an’ın bu iddiayı reddetmesi de tam olarak bu noktadadır.
Müşriklerin asıl yalanı ise, putlara tapmayı ve bazı şeyleri haram kılmayı Allah’a nispet etmeleridir. “Atalarımıza ve bize bunu Allah emretti” demeleri, açık bir iftiradır. Çünkü Allah Teâlâ ne şirki emreder ne de aşırılığı ve keyfi haramları ister.
Bu nedenle ayet, “Elinizde herhangi bir bilgi varsa getirin” diyerek onları delile çağırır. Ancak onların ellerinde zandan başka bir şey yoktur. Kur’an, bu iddianın bilgiye değil, yalan ve vehme dayandığını açıkça ortaya koyar.
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Allah dileseydi herkes iman eder miydi?
- Evet, kudret açısından bu mümkündür. Ancak Allah, imtihan gereği insanı iradesiyle baş başa bırakmıştır.
İnsan iradesi kaderle çelişir mi?
- Hayır. İrade, kaderin bir parçasıdır. İnsan tercihlerinden sorumludur.
