1. Anasayfa
  2. PEYGAMBERLERE İNANMAK

Hiç Düşündünüz mü; Peygamberlere Neden İhtiyaç Duyarız?

“Peygamberlere neden ihtiyaç var?” sorusu, insan aklının yeterliliği üzerine kadim bir tartışmadır. Oysa hayatın her alanında rehbere ihtiyaç duyan insanın, ebedî hayat yolculuğunda kılavuza muhtaç olmaması düşünülemez. Peygamberler, aklın göremediğini gösteren vahiy ışığıdır.

Hiç Düşündünüz mü; Peygamberlere Neden İhtiyaç Duyarız?

Bazı sorular vardır, öyle sıradan sorular değildir. İnsanın aklına takılır, içini kemirir, cevabını bulamadıkça rahat edemez. İşte bu sorulardan biri de peygamberlere neden ihtiyaç duyulduğudur. “Biz akıllı insanlarız, kendi yolumuzu kendimiz bulabilirdik. Ne gerek vardı peygamberlere?” diyenler olur.

Bu soru, aslında sadece bir merak değil, aynı zamanda bir itirazdır. İnsanın kendini yeterli görmesidir. Kendi aklını her şeyin üstünde tutmasıdır. Ve işte böyle bir soruya, üstad Necip Fazıl Kısakürek’in verdiği cevap, yıllardır dilden dile dolaşır. O cevap o kadar kısa, o kadar net, o kadar vurucudur ki, soruyu soranın ağzını kapatmaya yeter de artar bile. Gelin bu ibretlik hikayeyi ve içindeki derin hakikati birlikte düşünelim.

Vapur ve Yüzme Metaforu: İhtiyacı Anlamak

Hikaye şöyle anlatılır: Necip Fazıl Kısakürek bir gün vapurla Karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşır ve sorar:

  • “Üstad, peygamberlere ne diye gerek duyuldu? Biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.”
  • Üstad, okuduğu kitaptan başını bile kaldırmadan cevabı yapıştırır: “Ne diye vapura bindin ki? Yüzerek geçsene karşıya.”

İşte bütün mesele bu kadar basit aslında. Adam vapura binmiş, yüzerek karşıya geçmek varken vapuru tercih etmiş. Ama peygamberler söz konusu olunca “kendi kendimize buluruz” diyor. Oysa hayatın her alanında rehbere, öğretmene, kılavuza ihtiyaç duyan insan, en önemli konuda, yani ebedi hayatını ilgilendiren konuda neden rehber istemesin? Bir meslek öğrenmek için yıllarca okula giden insan, hayatın anlamını öğrenmek için neden peygambere ihtiyaç duymasın?

Düşünelim: Bir çocuk dünyaya gelir, konuşmayı bilmez, yürümeyi bilmez, yemek yemeyi bilmez. Annesinden öğrenir, babasından görür, çevresinden duyar. Büyür, okula gider, öğretmenlerden ders alır. Bir işe girer, ustasından öğrenir mesleği. Hayatın her alanında birine ihtiyaç duyar insan. Ama gelgelelim en büyük meseleye, yani nereden geldiğine, nereye gideceğine, niçin yaratıldığına gelince “kendi kendime bulurum” der. Bu ne kadar tutarsız, ne kadar çelişkili, ne kadar mantıksız?

Aklın Sınırları ve Vahyin Işığı

Evet, insan akıllı bir varlıktır. Allah insanı akıl ile şereflendirmiştir. Ama bu akıl, her şeyi tek başına bulacak kadar sınırsız değildir. Aklın da bir kapasitesi vardır, bir sınırı vardır, bir yetebileceği alan vardır. Mesela insan aklıyla bir ilaç yapabilir, bir köprü inşa edebilir, bir uçak icat edebilir. Ama aynı akıl, öldükten sonra ne olacağını tek başına bilemez. Nereden geldiğini tam olarak kavrayamaz. Allah’ı gereği gibi tanıyamaz. İşte bu noktada devreye vahiy girer. İşte bu noktada peygamberler gelir.

Peygamberler, Allah ile insan arasında elçidir. Onlar bize görünmeyeni haber verir, duymadığımızı duyurur, bilmediğimizi öğretir. Onlar olmasa, biz sadece tahmin ederiz, sadece zanna uyarız, sadece kafamıza göre bir yol çizeriz. Oysa Allah, bizim zanna uymamızı değil, kesin bilgiyle hareket etmemizi ister. Ve o kesin bilgi, ancak vahiyle, ancak peygamberlerle gelir.

İmam Gazali bu konuda ne güzel söylemiş: “Akıl, göz gibidir. Vahiy ise ışık. Göz ne kadar sağlam olursa olsun, ışık olmadan bir şey göremez.” İşte peygamberler, o ışığı getirenlerdir. Onlar olmasa, akıl gözü karanlıkta kalır, eşyayı olduğu gibi göremez, yolu doğru bulamaz. Bu yüzden her akıl sahibi, peygamberlere muhtaçtır. Bu yüzden her insan, vahyin ışığına ihtiyaç duyar.

Kendi Kendine Yol Bulma İddiası

Peki insanlık tarihine baktığımızda;

  • İnsanlar kendi kendilerine doğru yolu bulabildiler mi?
  • Kendi akıllarıyla Allah’ı gereği gibi tanıyabildiler mi?
  • Kendi çabalarıyla ahlakı kemale erdirebildiler mi?

Tarih, bu sorulara net bir cevap verir: Hayır.

Peygamberlerin olmadığı dönemlerde insanlar ne yapmış? Putlara tapmışlar, ateşe secde etmişler, ineklere kulluk etmişler, yıldızlara dua etmişler. Kimi insanları ilahlaştırmış, kimi taşları kutsamış, kimi ağaçlara tapınmış. Kendi akıllarıyla Allah’ı bulamayınca, ellerine ne geçtiyse ona yönelmişler. İşte bu, insan aklının vahiy olmadan ne kadar yetersiz kaldığının en büyük kanıtıdır.

Sonra peygamberler gelmiş, tevhid mücadelesi vermiş, putları kırmış, şirki yok etmiş, insanlara gerçek ilahı tanıtmış. Onların getirdiği nur sayesinde insanlar karanlıktan aydınlığa çıkmış. Onların öğrettiği ahlak sayesinde toplumlar düzelmiş, medeniyetler yükselmiş, insanlık kemale ermiş.

Körün eline bir mum versen, onun kıymetini bilmez. Ama gözü açılan, mumun ne işe yaradığını anlar.” Peygamberler de işte öyle bir mumdur. Onların kıymetini, onların yolunu bulanlar bilir. Onların ışığıyla aydınlananlar anlar. Onlara uyanlar, dünyada da ahirette de kurtuluşa erer.

Teşekkür Borcu: Peygamberlere Minnet

Öyleyse biz Müslümanlar olarak, peygamberlere ne kadar teşekkür etsek azdır. Onlar olmasaydı, biz de putlara tapıyor olabilirdik. Onlar olmasaydı, biz de ateşe secde ediyor olabilirdik. Onlar olmasaydı, biz de sapkınlıklar içinde yüzüyor olabilirdik. Onlar, Allah’ın rahmetinin elçileridir. Onlar, O’nun insanlığa uzattığı merhamet elidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu gerçeği ne güzel ifade eder: “Ben size bir baba gibi merhametliyim.” Gerçekten de öyledir. Bir baba, evladının iyiliğini nasıl isterse, peygamber de ümmetinin iyiliğini öyle ister. Bir baba, çocuğunu tehlikelerden nasıl korumaya çalışırsa, peygamber de ümmetini cehennemden öyle korumaya çalışır. Bir baba, evladına doğru yolu nasıl gösterirse, peygamber de ümmetine cennetin yolunu öyle gösterir.

İşte bu yüzden, peygamberlere gerek olup olmadığını sormak bile abestir. Asıl soru şu olmalı:

  • Biz onların getirdiği nimetin kıymetini biliyor muyuz?
  • Biz onların gösterdiği yolda yürüyor muyuz?
  • Biz onların öğrettiği dine uyuyor muyuz?
  • Yoksa vapura binip de yüzerek karşıya geçmeyi düşünen adam gibi, nankörlük mü ediyoruz?

Necip Fazıl’ın o enfes cevabı, aslında bütün bir insanlık tarihine verilmiş bir derstir: “Ne diye vapura bindin ki? Yüzerek geçsene karşıya.” Evet, madem kendi kendine yol bulabiliyorsun;

  • Neden hayatın her alanında rehber arıyorsun?
  • Neden okula gidiyorsun?
  • Neden ustaya çırak oluyorsun?
  • Neden yol soruyorsun?
  • Neden harita kullanıyorsun?

İnsan, aciz bir varlıktır. İhtiyaçları sonsuz, gücü sınırlıdır. En çok da manevi konularda, en çok da ahiret yolculuğunda rehbere muhtaçtır. İşte peygamberler, o yolculuğun kılavuzlarıdır. Onlar olmadan yolu bulmak mümkün değildir. Onlar olmadan menzile varmak imkansızdır. Onlar olmadan kurtuluşa ermek hayaldir.

Öyleyse Rabbimize şükredelim ki bize peygamberler göndermiş. Özellikle de son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) bize rehber kılmış. Onun getirdiği Kur’an’ı bize yol göstermiş. Onun sünnetini bize ışık yapmış. Ve biz bu nimetin farkında olalım, kıymetini bilelim, yolundan gidelim ki hem dünyada hem ahirette kurtuluşa erelim.

“Rehberi olmayanın rehberi şeytandır.” Öyleyse biz, rehberimizi iyi seçelim. Peygamberi rehber edinen, Allah’a varır. Kur’an’ı rehber edinen, cennete girer. Sünneti rehber edinen, kurtuluşa erer. Başka rehber arayan, başka yol gösteren peşinde koşan ise, sonunda pişman olur. Ama iş işten geçmiştir artık.

Peygamberlere gerçekten neden ihtiyaç vardır?

  • İnsan aklı değerli ve güçlüdür; ancak sınırsız değildir. Akıl, maddî dünyayı anlamada başarılı olabilir fakat ölüm sonrası hayat, vahyin mahiyeti ve Allah’ın muradı gibi konuları tek başına kesin bilgiyle kavrayamaz. Peygamberler, bu noktada ilahî rehberliği insanlığa ulaştırır.

“Akıl yeterlidir” demek neden eksik bir yaklaşımdır?

Akıl, doğru bilgiye ulaşmak için bir araçtır; fakat veriye ihtiyaç duyar. Görmediği, deneyimleyemediği metafizik alanlarda sınırlıdır.

Peygamber olmadan insan doğru yolu bulamaz mıydı?

Tarih, insanlığın vahiy olmadan farklı inanç biçimlerine yöneldiğini gösterir. Putperestlik, yıldızlara tapınma veya insanları ilahlaştırma gibi örnekler; vahiy rehberliğinin yokluğunda aklın sapabildiğini ortaya koyar.

Peygamberlerin insanlık tarihindeki rolü nedir?

  • Peygamberler; sapmaları düzeltmiş, toplumsal çöküşleri engellemiş, ahlâkı inşa etmiş ve insanlığı şirkten tevhide çağırmıştır. Onların rehberliği, medeniyetlerin temelini oluşturmuştur.

Son peygamberin önemi nedir?

Hz. Muhammed, hem nebi hem resul olarak gönderilmiş ve peygamberlik onunla son bulmuştur. Getirdiği Kur’an ve sünnet, kıyamete kadar geçerli rehber olarak kabul edilir.

Peygamberleri rehber edinmek ne kazandırır?

  • Hayatın anlamını doğru kavrama
  • Sağlam bir inanç temeli
  • Dengeli ahlak anlayışı
  • Dünya ve ahiret dengesini kurma

Rehbersiz yolculuk risklidir; ilahî rehberlik ise güvenli bir istikamettir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir