Günahların hepsine bir defada tövbe etmeli, yok eğer bu mümkün değilse, bazılarını bırakıp, bazılarına tövbe etmek caizdir.
Mesela, önce büyük günahlara, sonra da küçük günahlara tövbe etmelidir. Çünkü insan bilir ki, büyük günahlar Allah katında, büyük durur ve kendisine daha çok zarar getirir. Küçük günahlar, büyük günahlara göre daha alt bir seviyededir. Affedilme ihtimali daha fazladır. Bundan dolayı, insan daima büyük günahlarının bağışlanması için tövbe etmelidir.
Sonra, kalbinde iman ve yakin hali kuvvetlenince, hidayet nuru belirince, Allah Teala’ya tövbe etme hali için kalbi açıldığı zaman, tüm küçük günahlarından, küçük hatalarından gizli şirkten, kalbe ait tüm günahlardan tövbe eder.
Sonra da tüm hallerin ve makamların masiyetlerinden de tövbe eder. Çünkü bir halden başka bir hale, bir makamdan başka bir makama yükselecek olan kişi için, yapılması gereken ve bırakılması gereken emirler ve yasaklar vardır. Bunları bu yolun erbabı bilir.
Bu yola giren kişi, hemen işin sonuna ulaşamaz. Ve şunları bilir: “Siz kolaylık göstermek için gönderildiniz, zorluk çıkarmak ve nefret etmek için değil. Bu din sapasağlamdır. O dinde yumuşaklıkla yürüyünüz Çünkü kendini zorla yokuşa süren için, ne gidebileceği bir yol kalır ne de bükülmedik kol.”
Günahların bazılarını bırakıp, bazıları için tövbe eden kimse, Allah (c.c) katındaki cezanın da bazı günahlar için daha şiddetli ve sert olacağını bilir.
Mesela, insan öldürmekten, gasptan ve insanlara zulümden dolayı tövbe eden kişi, kullara olan borçlarının yarına bırakılmaması gerektiğini bilir. Allah (c.c) ile kendisi arasındaki günahlarına da tövbe etmenin kafi geleceğini ve affa nail olacağını bilir.
Bir başkası zina ve şarap günahlarından tövbe edeceği zaman, önce içki için tövbe etmesi gerektiğini bilir. Çünkü yine, içkinin bütün kötülüklerin anası olduğunu da bir içki içip de aklı gidince bütün günahları işler. Çünkü şuuru yerinde olmadığından iftira atma, sövme, Allah’a sövme, zina etme, adam öldürme ve gasp gibi günahları işler. Çünkü içki, tüm kötülükleri kendisinde banndıran, kötülüklerin anası ve aslıdır.
İçki içen kişi, bir veya birçok küçük günahından tövbe edip, büyük bir günahı ısrarla yapmaya devam eden kimse gibidir.
Mesela yerine göre bir kimse, gıybet etmekten, harama bakmaktan tövbe eder, ama çok alışmış olduğundan içki içmekte ısrar eder. Aynca bu kişiyi, nefsi içki ile ilgili olarak aldatmıştır.
Mesela, içki ile hastalığını tedavi eder. Ve nefsi ona şöyle der: Biz hastalıklarımızı tedavi etmekle emir olunduk.
Böylece şeytan ona (şarabı) içkiyi güzel gösterir. Şehvet duygularını da güçlendirir. Onu içerken, nefsani bir mutluluk, sevinç duyar, derdi gamı kederi gider. Kendince, vücuduna ve organlarına güç kuvvet gelir.
Tabii ki tüm bunlar olurken, içkinin getireceği kötü sonuçlar ve bu yüzden de Allah’ın vereceği cezalar, din ve dünyasının bozguna uğradığı aklına bile gelmez. Halbuki içki, din ve ahiret işlerini düzene koyan aklın, gitmesine sebep olur.
Biz diyoruz ki: “Günahların hepsine tevbe edilmese de bazılarına tövbe etmek yerinde olur. Çünkü her Müslüman, bütün hallerinde, Allah’a ya itaat etmekte ya da isyan etmektedir.”
Ancak, günahkardaki durum değişiklikleri, günahların büyüklüğüne ve küçüklüğüne göre Allah’a (c.c) yakınlık ve uzaklığına da gösterir.
Mesela bir fasık şöyle der:
“Şehvetin ağır basması sonucu şeytan beni bazı günahlarda kandırmış olabilir. Ama ben dizginleri tamamen şeytanın eline bırakıp gidemem, günahlara dalıp gidemez. Bu bana yakışmaz
Aksine, ban günahları hafifletmeye ve bırakmaya gayret ederim. Böylece bazı günahlara karşı üstünlük kazanırım, bu kalan bazı günahlarına kefaret de olabilir.
Umarım ki Allah (c.c), bazı günahlar konusunda, kendisinden korktuğumu, rızası için onları terk ettiğimi, onları bırakma konusunda nefsimle ve şeytanımla savaştığımı görür ve bana yardım edip başarı ihsan eder, rahmetiyle de benimle diğer günahlarım arasına perde olur
Eğer durum dediğimiz gibi olmasaydı, tüm fasıklanın namaz, orucu, zekatı ve haccı ve yaptığı diğer ibadet ve itaatleri kabul olmazdı.
Ona şöyle denirdi:
“Sen fasıksın. Yaptığın günah sebebiyle Allah’ın (c.c) itaatinin dışında kaldın. Onun emrine karşı geldin, senin ibadetin ondan başkası içindir. Eğer sen ibadetinin Allah için olmasını istiyorsan, günahı bırak. Çünkü bu konuda Allah’ın emri birdir. Kıldığın namazla Allah’a yakınlık kazanacağını düşünemezsin. Allah’a yakınlığın günahları terk etmekle olur.”
Halbuki bu da muhaldir, böyle bir şey söylenemez Günah işleyen kişinin durumu şu misaldeki gibidir:
Bir adamın iki kişiye iki dinar borcu var, bunları ödemeye de gücü yetiyor. Bu kişi o iki dinardan birini birine ödüyor, diğerini ise ödemiyor ve inkar ediyor. Ödemediğini bildiği halde, üstelik bir de yemin ediyor.
Hiç şüphe yok ki o kişi, sadece ödediğinden kurtulmuştur. Diğer ödemediği ve inkar ettiği ile uğraşır durur.
Ayrı şekilde;
Allah’ın bazı emirlerine uyan ve itaat eden, bazı yasaklarına uymayan kişi de buna benzer. Bu kişi mümindir, imanlıdır. Ama imanı noksandır. Hem Allah’a itaat etmekte, hem de karşı gelmektedir.
Bu, dini durumu karışık olan hemen herkeste olan bir durumdur. Kendisinden hevai arzulan gidinceye kadar da devam eder. Artık ondan bütün masiyetler kesilir. Ancak Allah’ın (c.c) istedikleri başka. Çünkü insanlar masum (günahtan korunmuş) değildirler. Bu sadece peygamberlere mahsustur.
Allah (c.c), tövbe edenin tövbesini kabul eder, kendisine yönelene fazlını ve rahmetini yağdırır, ihsan eder.
Kaynak: Abdülkadir Geylani / El Ğunye (Li Talibi Tariki’l Hak) / bkz: 414-416
