Hayatın İllüzyonu ve İnsanın Büyük Yanılgısı
İnsan; kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini ve en nihayetinde akıbetinin ne olacağını düşünmeden, hayatın geçici zevklerine kapılmış gidiyor. Nefsinin behimi (hayvani) arzularına esir düşen, kalıcı olmayan şeylerin peşinde ömür tüketen insan, aslında hayret verici bir yanılgı içerisindedir. Çocukken oyunun, gençken tutkunun bitmesini istemeyen; hiç yaşlanmayacak ve ölümle yüzleşmeyecekmiş gibi yaşayan bu “aymazlık”, bizi hakikatten fersah fersah uzaklaştırıyor.
Gözümüzün önünde yaşlanıp, ömrünün en “rezil” çağını sefalet ve acizlik içinde geçirenleri gördüğümüz halde; hâlâ bu çağın bize gelmeyeceğini mi sanıyoruz?
Dünyadaki sahte mutluluğunu bozduğu gerekçesiyle Peygamber’den ve Kur’an’dan nefret eden ey kibirli kişi! Seni bu derece gaflete iten sebep nedir?
- Seni toprakta ve ana rahminde bir evreden diğerine geçirerek, kusursuz bir biçimde inşa eden Rabbine karşı bu nankörlüğün kaynağı ne?
- Keremi yüce olan Allah, “insan” gibi yüksek bir değeri boş yere mi yarattı sanıyorsun?
“Yoksa insan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyame, 36)
Görünmez Kayıtlar: Hassas Kameralar Altındaki Hayat
Bilinmelidir ki; “Din Günü“, yani dünya hayatının büyük muhasebesinin yapılacağı o an kesinlikle gerçekleşecektir. Bizim unuttuğumuz her an, ilahi bir kayıt sistemiyle korunmaktadır.
Özel görevlendirilmiş değerli yazıcı melekler, doğduğumuz andan son nefesimize kadar her saniyemizi, belki de en hassas kameralardan daha net bir şekilde kayda geçirmektedirler.
Bu kayıtlar; niyetlerimizi, fısıltılarımızı ve yaptıklarımızı içeren bir ebediyet arşividir.
O dehşetli gün geldiğinde, saflar netleşecektir. Dünya hayatında insani kimliğini yüceltenler ile bu şerefli kimliği aşağıların aşağısına (esfel-i safilin) düşürenler birbirinden ebediyen kopacaktır.
Ey suçlular! Ayrılın bugün!” hitabı yankılandığında, artık ne bir mazeret ne de bir sığınak kalacaktır. O Gün İş Tamamen Allah’ındır: Hiç kimsenin başkasına fayda sağlayamayacağı, otoritenin sadece Allah’a ait olduğu o günde her şey apaçık ortaya dökülecektir.
Rabbine Ne Cevap Vereceksin?
Hayatın bu geçici serüveni sona erdiğinde, her insan istisnasız o büyük ve kaçınılmaz sualle yüzleşecektir. Resulullah (s.a.v.)’in bir hadis-i şeriflerinde haber verdiği o an, mazeretlerin sustuğu andır:
- Ey Ademoğlu, bana karşı seni aldatan ne oldu?
- Ey Ademoğlu, gönderdiğim resullere ne cevap verdin?'”
Henüz ömrün o en rezil çağına gelmeden, elimizdeki gençlik ve yetişkinlik sermayesini tüketmeden bu soruya vereceğimiz cevabı düşünmeliyiz. Seni Rabbine karşı bu derece gaflete ve aymazlığa iten sebep her ne ise, o gün seni kurtarmaya yetmeyecektir. Bilinmelidir ki, o gün hiç kimse başkasına bir fayda sağlayamayacak ve iş tamamen Allah’a ait olacaktır.
Yüce yaratılış amacını unutup, ömrünü vakfetmen gereken yüksek değerleri terk ettiğin o gün, bu sorular karşısında duruşun ne olacak? İnfitar Suresi, bizleri henüz vakit varken bu derin uykudan uyanmaya ve Kerem sahibi Rabbimize hakkıyla kul olmaya davet ediyor.
Sık Sorulan Sorular (FAQ)
Metinde vurgulanan “hayatın illüzyonu” ne anlama geliyor?
- Hayatın illüzyonu; dünyanın kalıcı zannedilmesi, gençliğin ve gücün hiç bitmeyecekmiş gibi yaşanmasıdır. İnsan bu yanılgıyla ahireti unutur, hesabı erteler.
İnsan neden bu kadar kolay gaflete düşüyor?
- Çünkü nefis, geçici hazları cazip gösterir. Ölümü, yaşlılığı ve hesabı uzak bir ihtimal gibi sunar. Bu gaflet, insanı hakikatten uzaklaştırır.
Yazıcı meleklerin kaydı neyi kapsar?
Sadece fiilleri değil:
- Niyetleri
- Fısıltıları
- Gizli düşünceleri
Her şey ilahi kayıt altındadır. Hiçbir an unutulmaz, silinmez.
“Ey suçlular, ayrılın bugün!” hitabı neyi ifade eder?
- Bu hitap, dünya hayatında birbirine karışmış görünen yolların ahirette kesin olarak ayrılacağını bildirir. Artık geri dönüş yoktur.
“Rabbine ne cevap vereceksin?” sorusu neden bu kadar sarsıcıdır?
Çünkü bu soru:
- Ertelemeyi bitirir
- Bahaneleri yok eder
- İnsanı kendi gerçeğiyle baş başa bırakır
O gün kimse başkasını suçlayamaz.
Gençlik ve yetişkinlik neden “sermaye” olarak görülüyor?
Çünkü bu dönemler:
- Gücün
- İmkanın
- İrade ve tercih hakkının
en yoğun olduğu zamanlardır. Kaybedildiğinde telafisi yoktur.
