1. Anasayfa
  2. AHİRET HAYATINA İNANMAK

Mahşer Meydanında Kimlerin Yüzüne Bakılmayacak?

İnsanın en aşağı mertebesi: Esfel-i Safilin. Ahirette ilahi kelamdan ve rahmetten mahrum kalacak olanların vasıfları. Kibir, zulüm ve emanete hıyanetle kararan kalplerin hazin sonu. Uçurumdan önceki son çıkış: Tövbe ve istikametle yeniden "Ahsen-i Takvim"e yönelişin yolları.


İnsanoğlu, yaratılış itibarıyla en güzel şekilde yaratılmış, en üstün konuma layık görülmüş bir varlıktır. Allah Teâlâ, insanı “ahsen-i takvim” üzere, yani en güzel kıvamda yaratmış, melekleri ona secde ettirmiş, bütün varlıkları onun hizmetine vermiştir. Ama insan, bu üstün konumunu koruyabileceği gibi, onu kaybedip en aşağı derekeye, yani “esfel-i safilin”e de düşebilir. İşte bu düşüşün en trajik örneği, Allah’ı inkâr eden, peygamberleri yalanlayan, kitapları reddeden, kendilerine kulluk edilecek yegâne varlık olan Allah’ı bırakıp değersiz varlıklara tapan müşrik ve kâfirlerdir. Onlar, ömürleri boyunca hayvanî arzularının peşinde koşmuş, ne kendilerine ne de başkalarına kalıcı bir hayır bırakmışlardır. Ve ahirette, amel defterlerini sol taraflarından almış, yüzlerine bakılmayacak, cehennemin katmanlarında hak ettikleri cezayı çekeceklerdir.

İnkarın Temeli: Allah’a ve Ahirete İman Etmemek

Bir insanı esfel-i safilin’e düşüren ilk ve en büyük yanlış, Allah’a ve ahiret gününe iman etmemektir. Bu iki esas, imanın temelidir. Allah’a iman etmeyen, varlığın kaynağını inkâr eder. Ahirete iman etmeyen, yaptıklarının karşılığını göreceğine inanmaz. Bu iki inkâr, insanı bütün değerlerden, bütün ilkelerden, bütün sınırlardan koparır.

  • Allah’a iman etmeyen insan, kime karşı sorumlu olduğunu bilmez. Kimden korkacağını, kime sığınacağını, kime güveneceğini bilemez. Hayatını anlamlandıracak bir merkez bulamaz. Boşlukta sürüklenir, hedeflerini kaybeder, pusulasını şaşırır.
  • Ahirete iman etmeyen insan ise, yaptıklarının bir karşılığı olmadığını düşünür. İyilik yapsa ne olur, kötülük yapsa ne olur? Hesap yok, kitap yok, ceza yok, mükâfat yok. Bu düşünce, onu her türlü kötülüğe, her türlü azgınlığa, her türlü zulme sürükler.

Peygamberleri ve Kitapları Yalanlamak

Allah’a ve ahirete iman etmeyenler, doğal olarak peygamberleri ve kitapları da yalanlarlar. Çünkü peygamberler, Allah’ın elçileridir. Kitaplar, Allah’ın sözleridir. Onları yalanlamak, Allah’ı yalanlamakla eşdeğerdir.

  • Peygamberleri yalanlayanlar, onların getirdiği mesajı reddederler. Onların gösterdiği doğru yoldan saparlar. Onların uyardığı tehlikelere kulak tıkarlar. Onların müjdelediği güzellikleri görmezden gelirler.
  • Kitapları yalanlayanlar ise, Allah’ın kelamını inkâr ederler. O kelamda bildirilen gerçekleri yalan sayarlar. O kelamda emredilenleri yapmazlar. O kelamda yasaklananlardan kaçınmazlar.

Bu yalanlama, onları küfürde daha da derinleştirir, daha da katılaştırır, daha da uzaklaştırır. Artık hakikat onlara ne kadar açık anlatılırsa anlatılsın, ne kadar güzel gösterilirse gösterilsin, kabul etmezler.

Hevalara Tapmak: Tanrılaştırılan Değersiz Varlıklar

Allah’a iman etmeyen insan, mutlaka bir şeylere tapar. Boşluk kaldırmaz, bir ilah edinmek ister. Ama bu ilah, gerçek ilah değil, sahte ilahlardır. Kimi zaman kendi hevasıdır, kimi zaman putlardır (para, mal, mülk), kimi zaman insanlardır, kimi zaman da hayvanlar veya cansız varlıklardır.

Hevasına tapan insan, kendi arzularının, kendi tutkularının, kendi isteklerinin kölesi olur. Onlar ne derse onu yapar, onlar nereye çekerse oraya gider, onlar neyi emrederse onu yapar. Artık onun için doğru, hevasının beğendiğidir; yanlış, hevasının beğenmediğidir. Helal, hevasının istediğidir; haram, hevasının istemediğidir.

Esfel-i Safilin: Aşağıların Aşağısına Düşmek

İşte bütün bu inkâr, yalanlama ve sapkınlıkların sonucu, insanın “esfel-i safilin”e, yani aşağıların aşağısına düşmesidir. İnsan, yaratılış itibarıyla en güzel kıvamdadır. Meleklerden üstün olma potansiyeline sahiptir. Ama bu potansiyeli kötü kullanır, iman etmez, salih amel işlemez, hevasına uyar, putlara taparsa, o zaman düşer. Öyle bir düşüş ki, hayvanlardan daha aşağı, daha değersiz, daha adi bir hale gelir.

Onların kalbi var ama anlamaz, gözü var ama görmez, kulağı var ama işitmez. Hayvanlardan bile daha şaşkın, daha sapkın, daha aşağılık bir durumdadırlar.

İmam Gazali der ki: “İnsan, yükselmek için yaratıldı, alçalmak için değil. Ama kim yükselme vasıtalarını terk ederse, alçalma sebeplerine tutunursa, düşer. Düşüşü, yükselişi kadar derin olur.”

Dünya Hayatı Boyunca Hayvanî Arzuların Peşinde

Esfel-i safilin’e düşenlerin en belirgin özelliklerinden biri, ömürleri boyunca hayvanî arzularının peşinde koşmalarıdır. Onlar için hayatın anlamı, yemek, içmek, cinsellik, eğlence, mal, mülk, makam, şöhret gibi geçici ve dünyevi zevklerden ibarettir.

Bu arzuların peşinde koşarken, ne helal-haram gözetirler, ne kul hakkı tanırlar, ne de ahireti düşünürler. Nefisleri ne isterse onu yapar, hevaları nereye çekerse oraya gider, şeytan onları nereye sürüklerse oraya yuvarlanırlar.

Bu gaflet, onları bütün bir ömür boyunca sürükler, ta ki ölüm gelip onları yakalayana kadar. Ama ölüm geldiğinde iş işten geçmiştir artık. Pişmanlık fayda vermez, tevbe kapısı kapanmıştır, fırsatlar tükenmiştir.

Yani dünyaya yerleşme, ona bağlanma, onun için hırs yapma. Çünkü dünya geçicidir, asıl yurt ahirettir. Dünyada hayvanî arzularının peşinde koşanlar, ahirette en büyük pişmanlığı yaşayacaklardır.

Sadi Şirazi der ki: “Hayvanlar da yer, içer, çiftleşir, eğlenir. İnsanı hayvandan ayıran, aklı ve imanıdır. Bunları kaybeden, hayvandan da aşağı düşer.”

Ne Kendilerine Ne Başkalarına Hayır Dokunduramazlar

Esfel-i safilin’e düşenlerin bir başka özelliği, ne kendilerine ne de başkalarına kalıcı bir hayır dokunduramamalarıdır. Onlar, ömürleri boyunca sadece kendilerini düşünür, sadece kendi çıkarları için yaşar, sadece kendi arzularını tatmin etmeye çalışırlar.

Kendilerine hayır dokunduramazlar, çünkü gerçek hayır, iman ve salih ameldir. Onlar ise iman etmemiş, salih amel işlememişlerdir. Belki dünyalık biriktirmişlerdir, ama o dünyalık onlara ahirette fayda vermez. Belki mal mülk sahibi olmuşlardır, ama o mal mülk onları cehennem ateşinden kurtaramaz.

Yaptıkları iyilikler bile gösteriş içindir, çıkar içindir, menfaat içindir. Kalıcı değildir, samimi değildir, Allah rızası için değildir. Belki birilerine yardım etmişlerdir, ama bu yardım, onların ahirette yüzünü güldürmez.

“Hayır, ancak imanla birlikte olursa hayırdır. İmansız hayır, gölgeye benzer; güneş batınca kaybolur. İmanlı hayır ise, güneş gibidir; hep aydınlatır, hep ısıtır, hep fayda verir.”

Amel Defterleri Sol Taraftan Verilir

Kıyamet günü geldiğinde, herkesin amel defteri açılır. Müminlerin defterleri sağ taraftan verilir, bu onlar için bir müjde ve mutluluk vesilesidir. Ama kâfirlerin, müşriklerin, münafıkların defterleri sol taraftan veya arka taraftan verilir. Bu onlar için büyük bir utanç, pişmanlık ve azap sebebidir.

Kur’an-ı Kerim’de bu durum şöyle anlatılır: “Kimin kitabı sol tarafından verilirse, ‘Keşke kitabım bana verilmeseydi, hesabımın ne olduğunu hiç bilmeseydim’ der.” (Hakka Suresi, 25-26)

O gün, amel defterleri sol taraftan verilenler, perişan bir haldedir. Başları öne eğik, yüzleri kara, gözleri korku dolu. Ne yapacaklarını bilemez, nereye kaçacaklarını şaşırmışlardır. Çünkü o defterde, dünyada iken yaptıkları bütün kötülükler, işledikleri bütün günahlar, söyledikleri bütün yalanlar, zulmettikleri bütün insanlar yazılıdır.

  • Peygamberimiz (s.a.v.) bu anı şöyle tasvir eder: “Kıyamet gününde insanlar üç grup olarak haşredilir: Yaya olarak gelenler, binitli olarak gelenler ve yüzüstü sürünerek gelenler.” (Tirmizi)

İşte amel defterleri sol taraftan verilenler, yüzüstü sürünerek gelenlerdir. Onların yüzüne bakılmaz, onlara merhamet edilmez, onlar cehenneme sürüklenir.

Ahirette Yüzlerine Bakılmayacak Olanlar

Dünya hayatı boyunca yaratıcılarını hatırlamayan, kendi geleceklerini düşünmeyen ve İslam dışı bir hayat ile ömürlerini tüketen bu kimselerin ahirette yüzlerine bakılmayacaktır. Yüzlerine bakılmamak, Allah’ın onlara olan gazabının, öfkesinin, lanetinin en açık göstergesidir. Onlar, Allah’ın rahmetinden, merhametinden, sevgisinden mahrum kalmışlardır. Onlar, meleklerin bile yüz çevirdiği, uzaklaştığı, tiksindiği kimselerdir.

Bu yüzler, dünyada iken Allah’ı unutan, ahireti inkâr eden, peygamberleri yalanlayan, putlara tapan, hevalarının peşinde koşan, ne kendilerine ne başkalarına hayır dokunduramayanların yüzleridir. Onlar, ahirette en büyük pişmanlığı, en derin üzüntüyü, en acı azabı yaşayacaklardır.

Cehennemin Yedi Katmanı ve Hak Edilen Azap

İnkâr, nifak ve şirke dayalı aşırılıklarının durumuna göre bu kimseler, cehennemin yedi katmanından layık oldukları birinde cezalandırılacaklardır. Cehennemin her katmanı, ayrı bir azap, ayrı bir acı, ayrı bir dehşet içerir.

Kimisi daha hafif, kimisi daha ağır azap görecektir. Ama hepsi, dünyada işlediklerinin karşılığını fazlasıyla bulacaktır. Zulmedenler, zulmettiklerinin karşılığını görecek; putperestler, putlarıyla birlikte cehenneme atılacak; kâfirler, inkârlarının cezasını çekecektir.

Kur’an-ı Kerim’de cehennem azabı şöyle tasvir edilir: “Onlar için cehennemde bir ateş vardır. Her derileri piştikçe, azabı tatmaları için onlara başka deriler veririz.” 

Bu azap, sonsuzdur, bitmez, tükenmez. Ne bir ara verilir, ne bir mola, ne bir rahatlama. Sürekli, kesintisiz, dayanılmaz bir azap içinde kıvranır dururlar.

“Cehennem azabını düşün ve ona göre yaşa. Ama cehennem azabını düşünmek, seni ümitsizliğe düşürmesin. Çünkü Allah’ın rahmeti, gazabından büyüktür. Tevbe kapısı, ölüm gelene kadar açıktır.”

“Esfel-i safilin” ne demektir?

“Esfel-i safilin”, “aşağıların aşağısı” anlamına gelir.

İnsanı esfel-i safilin’e düşüren en büyük yanlış nedir?

İnsanı esfel-i safilin’e düşüren en büyük yanlış, Allah’a ve ahiret gününe iman etmemektir

“Hevasını ilah edinmek” ne demektir?

“Hevasını ilah edinmek”, kişinin kendi arzularını, tutkularını, isteklerini ilahlaştırması, onlara tapmasıdır.

Hayvanlardan daha aşağı olmak ne demektir? Kur’an’da bu nasıl anlatılır?

Kur’an-ı Kerim’de A’raf Suresi 179. ayette şöyle buyrulur: “Andolsun, biz cin ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar (A’raf 179)”

Neden kâfirlerin yaptığı iyilikler boşa gider?

Kâfirlerin yaptığı iyiliklerin boşa gitmesinin sebebi, imanla birlikte olmamasıdır. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Onların yaptıkları her iyilik, dünya hayatında boşa gitmiştir. Onlar, cehennemde ebedi kalacaklardır.” (Hud 16)

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir