Peygamberimizin Ahlakı ve Kişiliği
Düşman ve inatçı kişilerin yüzüne karşı, Kur’an-ı Kerim O’nu tebliğ eden Peygamber (s.a.v)’in yüksek bir ahlak ile ahlaklandığını söylemiştir. Yine Kur’an-ı Kerim Peygamber (s.a.v) hakkında; “Sen kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar etrafından dağılıp giderlerdi (1)” ve “Size kendinizden bir Peygamber gelmiştir. Sizin meşakkate uğramanız O’na ağır gelir. Size karşı şefkatlidir. Mü’minler hakkında pek merhametli ve bağışlayıcıdır (2)” buyuruyor.
Ayetlerde görüldüğü gibi, ahlakın, insan hayatında ve hayatın her kademesinde ve safhasında rolü olmalıdır.
Peygamberimizin Ahlaki Seciyesi
Resulullah (s.a.v) Efendimiz ile birlikte yaşamış, onun hayatını yakından tanımış, gizli ve aşikar hallerine vakıf olmuş kimseler Peygamber (s.a.v) Efendimiz için neler söylemişler?
Hz. Muhammed‘in (s.a.v) ilk hanımı Hz Hatice (r.anha) Validemiz, gerek Peygamberliğinden önce, gerekse sonra uzun müddet beraberinde bulunmuş, kendilerine maddi ve manevi yönden destek olmaya çalışmıştır. Nitekim kendilerine ilk vahiy gelince, korkup, endişeye düştüğünde, onu şöyle teselli etmişti:
“Allah (c.c) seni asla mahcup duruma düşürmeyecektir. Zîra sen akrabalarını gözetiyorsun, borçluları borçtan kurtarıyorsun, muhtaçlara yardımda bulunuyorsun, misafirlerine ikram ediyorsun, haklılara destek oluyorsun, çaresizlerin .sıkıntılarını azaltıyorsun.
Hz. Aişe (r.anha) Validemiz de, O’nun hakkında şöyle konuşmuştur: “Resulullah (s.a.v) hiçbir kimsenin kalbini kırmazdı. Kendilerine kötülük edenlere kötülükle karşılık vermezdi. Yapılan kötülükleri ihmal eder, üzerinde durmazdı, böylelerini hep bağışlardı. Birisi hakkında iki halden birini tercih etme durumu ile karşı karşıya geldiği an, günah işlememek kaydıyla en merhametli hali seçerlerdi. Şahsını alakadar eden bir fenalığın intikamını almazdı. Ancak bir kimse Allah’ın (c.c) emirlerine karşı gelirse onu hak ettiği ceza ile cezalandırırdı.”
“Peygamberimiz (s.a.v) hiçbir kadın, köle, cariye, hizmetçi veya herhangi bir hayvan dövmemiş ve hiçbir kimsenin meşru olan ricasını reddetmemiştir.”
Resulullah (s.a.v) evine girdiği zaman tebessüm eder, bir mecliste bulunduğu zaman, arkadaşları arasında asla ayağını uzatmazdı. Sözleri ağır ağır söyler, o kadar ki, dinleyen birisi ezberleyebilirdi.
Resulüllah (s.a.v) in uzun müddet hatta Peygamberliğinden vefatına kadar terbiyesinde bulunan ve bizzat kendisi tarafından yetiştirilen Hz. Ali (r.a) den: Bir gün oğlu Hz. Hüseyin (r.a), dedesinin ahlakını anlatmasını istemiş, o da şu cevabı vermişti:
Hz. Peygamber (s.a.v) güler yüzlü, güzel huylu, nazik kalpli idi. Sert ve dik kafalı değildi, mübarek ağzından hoş olmayan hiçbir söz çıkmazdı. Başkalarının hal ve hareketlerini kınamazdı. Şayet hoşlanmadığı bir şey veya hareket görürse, anında fenalığını münasip bir dille söyler ve engel olmaya çalışırdı. Birisi bu hareketinin Peygamber (s.a.v) tarafından kabulünü isterse, Resulullah (s.a.v) onu cezalandırmadan, kalbini incitmeden bundan vazgeçer, yahut susarak bundan hoşnut olmadığını duyururdu.
Bilhassa şahsı hesabına üç şeyden kaçınırdı:
- Münakaşa ve mücadeleden
- Lüzumsuz söz söylemekten
- Kendisini ilgilendirmeyen işlerle uğraşmaktan.
Başkaları hakkında da üç şeyden uzak kalırdı:
- Birine hakarette bulunmaktan
- Birini (yıkıcı bir şekilde) tenkit etmekten
- Başkalarının gizli hallerini araştırmaktan.
O’nu, en çok halkın faydasına olan meseleler meşgul ederdi. O, konuşurken istisnasız bütün Sahabe-i Kiram (r.a) susar, başlarını eğerek kemal-i edeple O’nu dinlerlerdi. Başka birisi konuştuğu zaman onu dikkatle dinlerdi.
Yanındakiler bir şeye gülerlerse, o sadece gülümserdi. Yabancı birisi kendilerine kaba saba bir söz söylerse, susarak onu sabırla dinlerdi.
Kendisinin övülmesine kulak vermeyi sevmezdi. Gördüğü iyilikten dolayı Zat-ı Alilerine birisi teşekkür ederse, teşekkürünü kabul buyururlardı. Peygamber (s.a.v) kimsenin sözünü kesmezdi.”
“Resul-i Ekrem (s.a.v) son derece yüksek himmetli, özü sözü doğru, temiz, nazik kalpli, hoş sohbet bir insandı. Kendisini ilk görenler O’nun vakar ve heybeti karşısında titrerlerdi. Kendisiyle arkadaşlık edenler O’nun hallerine hayran olurlardı.”
Resulüllah (s.a.v) Efendimiz ince kalpli, yumuşak huylu idi. Hiç kimseyi mahcup etmezdi. Şayet bir kimse, hakka karşı gelecek olursa, onunla bütün gece uğraşır, Hakkı savunurdu. Şahsi bir hatadan hiçbir zaman kızgınlık ve hiddet göstermezdi. Yapılan fenalık şahsını alakadar ederse intikamını almazdı.
Peygamberimizin Üstünlüğü
Bir vaizin, bir mürşidin, bir mürebbinin (terbiyecinin) sadece başkalarını doğruya, iyiye ve güzel olan şeylere çağırması veya birtakım ahlaki prensip ortaya atması önemli bir şey değildir. Önemli olan, sözleri ile hallerinin birbirine uymasıdır.
Bir baba, kendi baba ve annesine saygılı olmadığı veya namaz kılmadığı halde oğluna, “Oğlum annene- babana saygılı ol, namazını kıl” demesinin çocuğun üzerinde bir tesiri olmaz. Saygıdan söz edenin evvela kendisinin saygılı olması, “Namaz kıl” diyenin önce kendisinin kılması gerekir.
Ahlakın en önemli noktalarından biri, bir kimsenin kabullendiği ahlaki prensipleri yaşamasıdır. Bu hususta o kadar titizlik göstermeli ki, herkes onun hakkında, “Bu budur, başka türlü olamaz” demeli, meselâ; güneş, dünyamızı ısıtır ve ısıtır, karanlığın düşmanıdır. Ağaçlar ancak mevsiminde meyvesini verir. Koyunlar şu tarzda meler, başka türlü ses çıkarmazlar, kabil değildir, işte bunun gibi
Müslüman deyince aklımıza şunlar gelmelidir:
- Allah’a itaat eder.
- Peygambere itaat eder
- Namaz kılar
- Oruç tutar
- Zekatını verir
- Hacca gider.
- Anne ve babasına iyilikten başka bir şey düşünmez.
- Fakirlere, acizlere, yoksullara, yetimlere yardım eder.
- Cemiyetin hayrına olan iş ve davranışların içinde bulunur.
- Eliyle, diliyle kimseye zarar vermez
- İçki içmez, kumar oynamaz, adam öldürmez.
- Başkalarının ırz ve namuslarına göz koymaz
- Hırsızlık yapmaz
- Yalan söylemez
- Kimseyi aldatmaz
Daha pek çok güzel amel ve düşüncelerin içinde bulunur: Bir kimse Müslüman olduğunu iddia eder, hem de bu güzel işlerin aksine hareket ederse, bu durum onun imanında kemale ermediğini gösterir.
Demek ki, insan bir şeyi seçti mi, artık kendini ona vermeli, eksiksiz olarak hiç ara vermeden, duraklamadan, devamlı bir şekilde gereğini yapmalıdır. Hatta o hale gelmelidir ki, görenler onun bu yüksek meziyetlerle yaratılmış olduğu kanaatine varmalıdır. Hiçbir kimse böyle birisi hakkında, aksine bir şey yapamayacağına inanmalıdır. Bu derece itimat ve emniyet edilmelidir.
Diğer bir deyimle; nasıl ki, güneş ancak ısı ve ışık saçar, buluttan yağmur yağar. Bir elma ağacı ancak elma verirse, üstün ahlâk, haya, edep, doğruluk gibi yüksek haslet ve faziletler de öylece, insandan, özellikle müslümandan zuhur etmeli, devamlı parlamalı, kendini, ailesini, çevresini, cemiyetini, milletini, hatta bütün insanlığı aydınlatmalıdır. Her hal-ü karda onlara ışık tutmalı, yol gösterici, rehber ve önder olmalıdır.
İşte bütün faziletler, üstün vasıflar Yüce Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizde toplanmıştır. Bütün varlığıyla bunlara sarılmış, uygulamakta son derece titizlik göstermiş, hayatı boyunca devam etmiştir.
Bir gün Hz. Aişe (r.anha) Validemize, Peygamber Efendimizin bazı zamanlarda özel birtakım amel ve hareketlerinin olup olmadığı sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir:
“Hayır, O’nun amelleri, kıymetli bulutlar gibi idi. Nasıl ki böyle olan bir bulut sonuna kadar devamlı yağarsa Rasulullah (s.a.v) in amelleri de sonuna kadar devam ederdi.”
Nebiy-yi Muhterem Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardı: Allah katında amellerin en makbulü, en devamlısıdır
Peygamberimiz (s.a.v) geceleri namaz kılardı, bu hali bütün ömrü boyunca bırakmamıştı. Şayet halinde bir başkalık olursa, oturarak da olsa yine kılardı. Birini gördükleri zaman hep tebessüm ederlerdi. O, istisnasız her işini ve her vazifesini düzenli bir şekilde ve devamlı olarak yerli yerince yaparlardı.
Namaz vakitlerine, zikir, hatta uyku, istirahat, misafir ve ziyaretçilerini kabul saatlerine varıncaya kadar tespit etmişti. İşleri tertipli ve düzenli idi. Büyük-küçük, zengin-fakir, kuvvetli-zayıf, amir-memur, asker-sivil ve yakını-uzağı kim olursa olsun herkese adaletli ve eşit muamele yaparlardı.
Bu itibarladır ki Yüce Peygamberimizin (s.a.v) sözleri, işleri, sükutları, halleri, yaşayışları ve üstün edepleri, ümmetine en güzel örnek olmuştur.
Kaynak: Hüseyin Özgün / Diyanet İlmi Dergisi / Ocak 1971 / bkz: 33-36
(1-AI-i İmran Suresi 159) (2-Tevbe Suresi 128)
