1. Anasayfa
  2. KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ

Ahzab Suresi (15-18 ve 41-42 ayetler) Meali ve Tefsiri & Beyanu’l-Hak


Allah’a verilen sözün sorumluluğu vardır. Çünkü Allah, kendisine verilen sözün yerine getirilip getirilmediğini soracaktır. Başkalarına verilen sözler de öyle. Ahzab Süresi Tefsiri

Ahzab suresi 15-16-17 ve 18. ayetin Meali ve Tefsiri

Ahzab Suresi 15. Ayetin Meali:  Halbuki onlar andolsun ki bundan önce yüz çevirmemek üzere Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorulur

Ahzab Suresi 16. Ayetin Meali: Deki: Eğer siz ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçışın size asla faydası olmaz. O takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız

Tefsiri: Allah’a verilen sözün sorumluluğu vardır. Çünkü Allah, kendisine verilen sözün yerine getirilip getirilmediğini soracaktır. Başkalarına verilen sözler de öyle. Kaldı ki savaştan kaçan Müslüman, aslında ölümden değil, sadece Allah’a itaatten kaçmış olur. Zira geçen her an, kişiyi zorunlu olarak ölüme yaklaştırmaktadır. De ki kaçmakta olduğunuz ölüm size mutlaka kavuşacak, sonra da siz, görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz (Cuma 8).

Ahzab Suresi 17. Ayetin Meali : Deki: Hakkınızda bir fenalık dilerse yahut sizin için bir rahmet murad ederse sizi Allah’a karşı kim koruyabilir? Onlar kendileri için Allah’tan başka bir dost ve bir yardımcı bulamazlar.

Ahzab Suresi 18. Ayetin Meali: İçinizden engelleyenleri ve kardeşlerine  Yanımıza gelin diyenleri Allah elbette bilir. Zaten bunlar ancak pek az savaşırlar

Tefsiri: Eşihha, şahih kelimesinin çoğuludur. İhtiras sahibi ve cimri demektir. Şahih olan kişide şu dört huy bir arada bulunur;

  • Cimridir
  • Mala karşı büyük hırs sahibidir
  • Haram helal tanımaz
  • Arzuladığı şeyi elde etmek için zulüm ve haksızlık etmekten asla çekinmez.

O nedenle Allah Teala; Nefsinin şuhhundan korunabilenleri felaha erenler olarak müjdelemiştir.

Ahzab Suresi 41 ve 42. ayetin Meali ve Tefsiri

Ahzab Suresi 41. Ayetin Meali: Ey iman edenler! Allah’ı pek çok anın

Ahzab Suresi 42. Ayetin Meali: Sabah akşam onu tesbih edin

Bursalı İsmail Hakkı’ya göre zikir dört kısımdır;

Dil İle Zikir: Bazı insanlar, tefekkür etmeden, ezderleri üzerinde hiç düşünmeden, Allah’ı kalbinde bulundurmadan, tavırlarını keşfetmeden, kendisiyle ünsiyet kurmadan, aklı ile nurlarını, sırlar aleminde kalbi ile sırlarını görmeden, sadece dilleriyle zikrederler ki, böyle bir zikir kesinlikle merduttur yani makbul değildir.

Dil ve Akıl İle Zikir: Bazı insanlar da dilleriyle zikrederken aynı zamanda zikrettiğini aklı ile tefekkür eder ve eserlerini düşünür. Fakat bunları yaparken zikrettiği yüce varlık kalbinde hazır değildir, onunla ünsiyet kurmamış ve ondan fena bulmamıştır. Bu da Ebrar’ın zikridir ki ancak birincilerin zikrine göre makbüldür

Dil Akıl ve Kalp İle Zikir: Birileri akıl, dil ve kalp ile Allah’ı zikrederler, ama zikrettiği ile ünsiyet kurup ondan fena bulmamıştır. Bu da mukarrabundan başlangış ehlinin zikridir. Bir öncekine göre daha üstün ve makbuldür

Dil, Akıl, Kalp, Ruh ve Zırr’ın Hepsiyle Yapılan Zikir: Bu çeşit zikir, muharrabundan peygamberler ve ekmel evliyanın zikridir. Makbül olan zikir işte budur. Resulüllah (s.a.v) demiştir ki: Demirin paslandığı gibi kalpler de pas tutar. Bunun cilası ne iledir diye sorulunca: Allah’ın Kitabını okumak ve O’nu çok zikretmektir cevabını verdi

Kaynaklar

  • Tefsir: M. Zeki Duman / Beyanu’l-Hak / C: III / bkz: (371-372) (401)
  • Meal: İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri / C: VIII / IX

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir