Ahzab Suresi: Cahiliye Geleneklerinin Kaldırılmasına Yönelik Mesaklar
Ahzab Suresi, Medeni’dir. Hicret’in beşinci ve yedinci yılları arasında ayet ayet indirilmiştir. Tamamı 73 ayet olan Ahzab Suresi, adını da, bir adı Ahzab olan Hendek Savaşı’ndan almıştır. Hz Osman’ın Mushaf’ındaki kronolojik sıralamaya göre 90, Hz Ebu Bekir’in cem ettirdiği elimizdeki Kur’an’a göre 33. süredir.
Doğrunun temel kıstası akıldır. Selim akla ters düşen ve insanın mutluluğuna mutluluk katmayan; özellikle de kişi ya da kişilere zarar veren herhangi bir kanun, töre ve gelenek, toplum tarafından doğru kabul edildiği için doğru sayılmaz. Zira Allah, hiçbir insana çelişkili iki şeyi aynı anda doğru kabul edecek iki akıl vermemiştir.
O nedenle; Cahiliye dönemine ait adet ve geleneklerden zıhar, evlatlığın öz evlat sayılıp evlat hukukuna sahip kılınması, bazı dostların yakınlık ve mirasta akrabaya tercih edilmesi, geçmişte köle ya da cariye olan bir müminin hür olan birisi ile evlenememesi gibi müminin izzet-i nefsini rencide eden yanlış telakkilere son verilmelidir. Çünkü Hz Muhammed son peygamberdir.
Artık dinin tamamlanma zamanı gelmiştir. Akla, gerçeğe ve toplum menfaatine aykırı gelenekler kaldırılırken bir peygamber, Allah’tan başka hiç kimseden çekinmez, sadece vahye kulak verir ve Allah’a dayanır. Sorumluluğunun bilincinde olan yetkili ve görevli kişilerde öyle…
Mekkeli müşrikler, 624 yılında Hz Muhammed’i öldürmek ve İslam’ı yok edip Müslüman olan kardeşlerini atalarının dinine döndürmek için Bedir’de savaştılar. Fakat hiç beklemedikleri büyük bir hezimete uğratıldılar. 625 yılında, hem Bedir’in intikamını almak hem de asıl amaçlarına ulaşmak için öncekinin üç katı büyüklükte bir ordu ile Medine üzerine ikinci kez yürüdüler. Uhut dağının eteklerinde Müslümanlara üstün geldiler, fakat yine de asıl amaçlarına ulaşamadılar.
627 yılında 12.000 kişilik birleşik kuvvetlerle / Ahzab Medine üzerine üçüncü kez yürüdüler. Bu kez amaçlarına ulaşmadan dönmeyeceklerine dair yemin ettiler. Fakat Medine önlerine geldiklerinde, o zamana kadar hiç görülmedik bir savaş stratejisiyle karşılaştılar. Açılması imkansız bir hendek. Yaklaşık bir ay o hendeğin ötesinde bocalayıp durdular; bir türlü hendeği geçip de Müslümanlarla göğüs göğüse savaşamadılar.
Dolayısıyla sayılarının müminlerin tam dört katı olması onlara hiçbir üstünlük sağlamadı. Sonuçta soğuk bir fırtına ve Allah’ın görülmeyen orduları. İşte bu ikisi Müslümanların imdadına yetişirken Ahzabı da öfkeleri içlerinde gömülü olarak geri çevirmeye yetmişti.
Resulüllah’ın hanımları, dünya hayatının nimet ve ziynetinden paylarına düşeni azımsayarak, bunun artırılmasını istedi ve sergiledikleri tavırla da Allah’ın elçisini üzdüler. Allah da onlara, dünya nimetleri ile Allah Resulü ve ahiret yurdu arasında bir tercih yapmalarını emretti. Onlar, akıllılık edip ikincisini tercih ettiler. Bunun üzerine şaibeden uzak durup tertemiz yaşamaları için Ehl-i Beyt’e özgü, yeni düzenlemeler getirildi.
Azatlı da olsa, geçmişte köle olan birisiyle hür evlenemez geleneğine son verilmesi için Zeyd b. Harise ile Peygamber’in halasının kızı Zeyneb’in evlendirilmeleri; Zeyd, Zeyneb’i boşadıktan sonra, Evlatlığın boşadığı kadın ile evlenilmez geleneğini iptal için de, Zeyneb’in Hz Peygamber ile evlendirilmesi, yaşayanlar açısından geleneğe rağmen, uygulanması gerçekten zor düzenlemeler olmuştur.
Hz Peygamber’in evlilikleri, hep Allah’ın bilgisi ve izni dahilindedir. Hanımları arasında adaleti gerçekleştirme çaba ve endişesi sebebiyle getirilen kasım yani gecelerin hanımlar arasında taksimi, Peygamber’e özgü bir hükümdür.
Karma bir toplumda mümin kadınlar, sokağa çıktıklarında facirlerin sataşmalarına karşı bir tedbir olmak üzere cilbablarını üstlerine almalıdırlar. Sataşma olmayacaksa eğer kabak çekirdeği gibi açılıp saçılabilirsin, örtünmeye gerek yok gibi çarpık bir düşünceye kapılmayın
İnsan; göklere, yere ve dağlara teklif edilip de taşıyamam endişesiyle onların yüklenmediği emaneti yüklenmiş en şerefli bir varlıktır. Şerefini korumak isteyen, zalim ve cahillerden olmak istemeyen kimse, sorumluluğunun bilincinde olmalı ve yüklenmiş olduğu bu emaneti layık-ı vechile taşımak durumundadır
Kaynak: M. Zeki Duman / Beyanu’l-Hak / C: III / bkz: 371-372
