İnsanlık tarihi, sadece savaşların ve kralların değil; aynı zamanda şükür ile azgınlığın mücadelesinin de tarihidir. Bu bağlamda iki topluluk özellikle dikkat çeker: Davut ailesi ve Sebe halkı.
Birincisi, nimetle imtihan edilip nimeti şükre dönüştürenlerin sembolüdür. Yüce Allah, Davut’a mülk vermiş, hikmet vermiş, demiri yumuşatmış; ailesine de geniş imkânlar bahşetmiştir. Fakat onlar nimetle şımarmamış, bilakis daha fazla secde etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de “Ey Davut ailesi! Şükrederek çalışın.” buyurularak onların kulluk hassasiyeti övülür. Onlar için zenginlik, gurur vesilesi değil; hizmet vesilesi olmuştur. Güçleri arttıkça tevazuları artmış, imkanları çoğaldıkça zikirleri çoğalmıştır.
- Bugün modern insan için asıl soru şudur: Nimet arttıkça bizim şükrümüz artıyor mu, yoksa taleplerimiz mi? Davut ailesi nimeti Allah’a yaklaştıran bir köprü yapmıştı; biz ise çoğu zaman nimeti Allah’tan uzaklaştıran bir perdeye dönüştürüyoruz.
Diğer tarafta Sebe halkı vardır. Onlar da uzun süre bolluk, güven ve refah içinde yaşadılar. Verimli araziler, bol meyveler, huzurlu bir hayat… Fakat nimet onları şükre değil, şımarıklığa götürdü. Kendilerini dokunulmaz sandılar. Dünya refahının ahirette de kendilerini kurtaracağını düşündüler. Oysa nimet, ebedî güven belgesi değildir; imtihan vesilesidir.
Nankörlüklerinin sonucu olarak gelen büyük sel felaketi, onların ihtişamını yerle bir etti. Güvenli şehirler yerini korkuya, bolluk yerini kıtlığa bıraktı. Bir zamanlar kibirle yürüdükleri topraklarda artık perişan dolaşıyorlardı. Çünkü nimet korunmadığında değil, şükür terk edildiğinde gider.
Peygamber Efendimiz, insanları defalarca düşünmeye davet etti. “Ben sizden bir ücret istemiyorum; sadece Allah için düşünün.” çağrısında bulundu. O, insanlardan körü körüne iman değil; samimi bir tefekkür istedi. Fakat inkârda direnenler, düşünmek yerine alay etmeyi tercih ettiler. Peygamberi hafife aldılar, vahye kulak tıkadılar, atalarının yolunu sorgusuz sualsiz taklit ettiler.
Tarih boyunca İslam’a düşmanlık eden zihniyet, çoğu zaman aklıselim ile düşünmeyen, statükoya sarılan ve hakikati tehdit gören toplumlardan çıkmıştır. Özellikle ezilmişlik psikolojisini kimlik haline getiren ve güçlülerin gölgesinde yaşamayı meziyet sayan kitleler, gerçeği savunanlara değil; güç sahiplerine tabi olmuşlardır. Ancak ahirette roller değişecektir.
Kur’an’ın tasvir ettiği sahnede, ateşin ortasında kalan zayıf bırakılmış kimseler liderlerine şöyle seslenecektir: “Bizim buraya gelmemize siz sebep oldunuz!” Fakat önderleri, tıpkı şeytanın dediği gibi, “Biz sizi zorladık mı?” diyeceklerdir. Böylece mazeretler bir bir çökecek, herkes kendi tercihiyle yüzleşecektir.
İşte asıl ibret buradadır: Kimse kimsenin günahını yüklenmeyecek. Körü körüne bağlılık, ahirette kurtuluş vesilesi olmayacak. Dünyevî güç, servet ve nüfuz; ilahi adalet karşısında anlamını yitirecek.
Bugün bizler de nimet içindeyiz. Teknoloji, imkan, bilgi, konfor… Fakat bu nimetler bizi
- Davut ailesine mi benzetiyor, yoksa Sebe halkına mı?
- Şükür mü artıyor, kibir mi?
- Tefekkür mü çoğalıyor, alay mı?
Nimet, insanı ya yükseltir ya düşürür. Şükürle birleşirse insanı Allah’a yaklaştırır. Nankörlükle birleşirse felakete sürükler. Tarih, bu iki yolun açık örnekleriyle doludur.
Sonuç açıktır: Düşünmeyen, hakikati küçümseyen ve inkârda direnen kimseye acımak değil; onun için hidayet dilemektir asıl olan. Fakat tercih değişmezse, son hem dünyada hem ahirette hüsran olacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Davut ailesinin örnekliği nedir?
- Nimet arttıkça şükür ve ibadetlerini artırmalarıdır. Güç ve serveti Allah yolunda kullanmaları, onları örnek kılmıştır.
Sebe halkı neden helak oldu?
- Bolluk ve refah içinde şükretmek yerine nankörlük etmeleri ve azgınlaşmaları sebebiyle ilahi azaba uğramışlardır.
Nimet insan için tehlikeli midir?
- Nimet tek başına tehlikeli değildir; şükürsüzlük tehlikelidir. Nimet, doğru kullanılırsa insanı yüceltir; yanlış kullanılırsa felakete götürür.
Liderlere uymak insanı sorumluluktan kurtarır mı?
- Hayır. Herkes kendi tercihinden sorumludur. Körü körüne bağlılık, ahirette mazeret olmayacaktır.
Günümüzde bu kıssalardan nasıl ders çıkarılmalı?
- Refah ve imkanların arttığı çağımızda şükür bilinci canlı tutulmalı, nimetlerin geçici olduğu unutulmamalı ve her birey hakikati bizzat araştırıp düşünmelidir.
