Kur’an-ı Kerîm’in manasının anlaşılması gerekli midir? Bir başka ifade ile, tefsir edilmesine ihtiyaç var mıdır? Onun içine aldığı hususları bilmede ne gibi yararlar vardır? Yoksa o, yalnız okunmak, kendisinden sadece feyz, bereket ve sevap beklenmek için mi indirilmiştir?
Kur’an’ın anlaşılmasının gereği, onun tefsir edilip açıklanmasının lüzum ve önemi bizzat Allah Teâla tarafından belirtilmektedir. Şöyle ki:
1- “Sonra onu (Kur’an’ı) açıklamak ta, bize düşer (Kıyame 19). Buradan anlaşıldığına göre, Allah Teala Kur’an’ın bir yerinde mücmel (kısa) olarak söylediği hususu, başka yerlerinde geniş olarak zikreder ki, böylece onun manası anlaşılsın. Buna Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri denir. Bu da bize, Kur’an’ı anlamaya çalışırken onu parça parça değil, bir bütün içinde ele alıp değerlendirerek doğru bir şekilde anlamamız gerektiğini göstermektedir.
2- “Sana öğüt verici Kur’an’ı gönderdik ki, insanlara ne indirildiğini açıklayasın; onlar da düşünsünler (Nahl 44). Bu ayette, Kur’an-ı tefsir etme ve açıklama görevinin Hz. Peygamber’e verilmiş olduğu belirtilmektedir. Nitekim O da bu beyan vazifesini hakkıyla yerine getirmiş, Kur’an’ın izah edilmesi gereken yerlerini açıklamıştır. Şayet bunu yapmamış olsaydı peygamberlik görevini yerine getirmemiş olurdu. Buna tebliğ vazifesi denir.
Her peygamber tebliğle görevli olduğu gibi, Hz. Muhammed (s.a.v) de görevlidir. Allah Teala bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber, sana Rabbin tarafından gönderileni herkese bildir. Böyle yapmazsan peygamberlik vazifeni yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur (Maide 67)”, Buradan anlaşıldığına göre, Hz. Peygamber, Kur’an’ın hem metnini ve hem de manasını insanlara ulaştırmıştır.
3- Biz sana, hayırlı ve bereketli bir kitap indirdik ki, ayetlerini inceden inceye düşünüp taşınsınlar, akılları olanlar ondan öğüt alsınlar”(Sad 29)
4- Bunlar Kur’an’ı derinden düşünüp taşınmıyorlar mı? Yoksa yüreklerine kilit mi vurulu? (Muhammed 24)
5- Onlar bu sözü iyiden iyiye düşünmüyorlar mı? Yoksa kendilerine, önce gelenlere gönderilmeyen bir şey mi geldi? (Mü’minun 68), Bu ayetlerden anlaşıldığına göre, Kur’an kendisi üzerinde düşünmeyi istemekte ve manasını anlamak istemeyenleri kötülemektedir.
6- .. Bu kavme ne oluyor da kendilerine anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar (Nisa 78)
Yukarıda verilen örneklerden anlaşılıyor ki, kendisi üzerinde düşünmeyi emreden ve bu işi yapmayanları kötüleyen Kur’an’ın anlaşılmasına zaruret vardır. Zira anlamadan onun üzerinde düşünüp, onun hükümlerini bilmeye ve uygulamaya imkan yoktur. Kur’an’ı izah edip açıklayan ilme Tefsir ilmi denildiğini biliyoruz. O halde tefsire şiddetle ihtiyacımız vardır. Bilhassa, onda mevcut ilimler, ve edebi sanatlar ile, müteşabih (manaları açık olmayan) ayetler, Vücüh ve Nazair (birden çok manaya gelen kelimeler) vb. hususlar göz önüne getirilecek olursa, onun tefsirine olan ihtiyaç açıkça ortaya çıkar.
Hz. Peygamber de bir çok hadislerinde Kur’an’ın öğrenilmesi ve anlaşılarak okunmasının lüzum ve önemini belirtmektedir. Örnekler:
1- “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir” Bu hadiste söz edilen öğrenmekten maksat, Kur’an’ın hem okunuşunu, hem de manasını öğrenmektir. Yalnız onu okumakla yetinmek, mana ve hükümlerini anlamaya çalışmamak doğru bir davranış değildir. Matlup olan, ilahi kelamın manasını kavramaya çalışmak ve Allah’ın mesajından haberdar olmaktır.
Hatta Hz. Peygamber, göklerin ve yerin akıllara durgunluk veren harikalarından söz eden ayeti okuyup da manası üzerinde düşünmemenin faydalı bir okumak bile olmayacağını bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: “Bu ayeti iki çenesi arasında çiğneyip (geveleyip) de manasını düşünmeyen basiretsizlere yazıklar olsun”. Demek ki önemli olan Kur’anı sadece okuyup geçmek değil, manaları üzerinde (anlayarak) düşünmektir
2- İçinizde öyle gruplar türeyecektir ki, siz, onların namazları yanında kendi namazlarınızı, oruçları yanında oruçlarınızı, amelleri (iyi işleri) yanında amellerinizi küçük ve basit göreceksiniz. Onlar Kur’an da okuyacaklardır. Fakat, Kur’an’ın feyzi onların boğazlarını geçmeyecektir. Onlar, okun avı delip geçtiği gibi birden çıkacaklardır. Bu hadisten anlaşıldığına göre, Kur’an-ı diliyle okuyup da manasını anlamayanlar, ondan gereği gibi yararlanamayacaklar, onun ruhunu ve özünü kavrayıp kalplerine yerleştiremeyeceklerdir
3- Kur’an okuyan ve gereği olduğu gibi uygulayan mümin, kokusu hoş, tadı güzel turunç meyvesi gibidir. Kur’an okumayan, fakat, gereğini uygulayan mümin, tadı güzel olan ve fakat kokusu bulunmayan hurmaya benzer. Kur’an okuyan, fakat gereğini uygulamayan münafık, kokusu hoş, tadı acı olan fesleğen gibdir. Kur’an okumayan münafık da, tadı acı ve kokusu pis Ebu Cehil karpuzuna benzer
Yukarıdan beri zikrolunan hadislerden de anlaşıldığı üzere, Kur’an-ı Kerim, kendisini bütün insanlığa duyurmak ve anlatmak için gönderilmiştir. Ancak, onun manaları ihata (anlaşılıp) olunup bitirilemez. Hiç bir kimse, muayyen bir zaman- da, Kur’an’da ki meknüz (gizli) hakikatleri anladığını iddia edemez. Akıllar kemale erdikçe, Kur’an’ın ilham ettiği hakikatler daha iyi anlaşılır, Bir kişinin bu ilahi kitabın manasını kavrayabilmesi için, onda kullanılan dili bilmesinden başka, aklen ve kültür bakımından da onun seviyesine ulaşması şarttır
On beş asırdan beri Müslümanlar Kur’an’ın manasını anlamaya çalışmışlar, bazı çağlarda onun özünü kavrayabilmişler, ışığında yürüyerek ilerlemişler, ölmez eserler vererek insanlığa örnek olmuşlardır. Bazı zamanlar da, Kur’an-ı yalnız okumakla yetinmişler, yüzeyde ve kabukta kalmışlar; onun ruhunu anlayamamışlar, prensiplerini uygulayamamış ve geri kalmışlardır.
Özellikle, son bir kaç asırda, Müslümanların çoğu, Kur’an-ı anlama hususunda hassasiyet gösterememişlerdir. Sadece onu evlerde, kabirlerde ve matem günlerinde tekrarlar hale gelmişlerdir. Halbuki o, sadece ölüler için olan bir kitap değildir.
Bazı Müslümanlar, Kur’an’ı anlamanın ve üzerinde düşünmenin esas görev olduğundan gaflet etmişler; onun ışığında yürüyerek iman ve ahlak sahibi, medeni ve ileri bir insan olmanın, ahirette de mutluluğa erişmenin önemini unutmuşlardır. Bu durumlarıyla onlar, çağlayanlar arasında durup da, susuzluktan ölen kimseye ne kadar benziyorlar, Fakat, “bu apaçık hüsranın ta kendisidir (Zümer 15)
Hepimizi mutlu eden husus şudur ki, son zamanlarda Müslümanlar, yeniden uyanmaya başlamış, Kur’an’ın anlaşılması konusunda ciddi çalışmalara girişmişlerdir. Bu gayretler, bazı Müslüman milletlerde görüldüğü gibi, milletimizde de görülmektedir. Hatta müfessirlerimizden Elmalılı, M. H. Yazır, Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsiriyle Kur’an’ın manasını güzel bir şekilde Türkçeye kazandırmıştır. Bir kısmı henüz tamamlanmamış olan değerli tefsirler de yazılmaktadır.
Değerli araştırıcı ve alimlerimizden olan bir zat da, Kur’an’ın anlaşılmasının gerekliliğini şöyle açıklamaktadır, “Eğer Müslümanların, ellerinde Kur’an gibi bir kitapları olduğu halde geri kalmışlarının sebebi sorulursa, denilebilir ki, bu, Kur’an’ı anlamak yerine, ya evlere bereket getireceği inancıyla, O’nu bir torbaya koyup evin duvarına asmaları, yahut da sadece matemli günlerinde ölülerine dua makamında okumaları yüzündendir. Oysa Kur’an-ı Kerim kendisini okuyanlara, Kur’an’ı anlamaya, bunun için de üzerinde durup düşünmeye davet etmiş ve bu davetini sık sık tekrarlamıştır
Kur’an’ı doğrudan doğruya anlayabilmek için Arapça bilmek şarttır; fakat bu da yeterli değildir. Çünkü, o, Allah Kelamıdır;
Onda Arapların dahi anlayamayacağı pek çok incelikler, mecazlar ve sanatlar vardır. Ayrıca, manası, derin derin düşünme neticesinde anlaşılabilecek, çoğu kez de rasihler (dinde mütehassis olanlar)’in gerçeğini kavrayabileceği müteşabihler de Kur’an’da yer almaktadır. Onlardan mana çıkarabilmek için, düşünce ve kültür bakımından da Kur’an’ın seviyesine ulaşmaya çalışmak lazımdır.
Aslında biz, diğer Müslüman milletlere göre, Kur’an’a karşı son derece adaplı davranan bir milletiz. Okuyabilenlerimiz onu okur, ona hürmet eder; onun (i’cazı karşısında duygulanır, tüyleri ürperir ve etkilenir. Gerçekten bu, milletimizin takdirlerin üstünde olan meziyet ve özelliğidir. Fakat, bu yeterli değildir. Onun manasını anlamak, içine aldığı gerçekleri öğrenmek ve onun hükümlerini uygulayarak huzurlu bir hayat yaşamak ve ilerlemek gençliğimizi yetiştirmek hem en tabii hakkımız, hem de, kaçınılmaz görevimizdir.
Bunun için pratik olarak yapılacak şey: Önce, en çok okuduğumuz ve dinlediğimiz sürelerden başlamak suretiyle, Kur’an’ın Türkçe tefsirlerini okumak, kelimelerin ve Ayetlerin manalarını anlamaya çalışmaktır. Özellikle, Fatiha Suresi, namazlarda okuduğumuz diğer sure ve ayetler gibi kısa olanlardan başlanmalıdır. Yine Ramazanlarda camilerde mukabeleler okunmaktadır. Buralara Kur’an dinlemeye gelmeden önce, okunacak surelerin en azından meallerini, mümkünse tefsirlerini iyice okuyarak gelmek yararı olur. Belki ilk anlarda bu zor gelebilir. Fakat ısrarla ve sabırla bu işe devam edildiği takdirde, kısa zamanda, Kur’an’ın manasından zevk alınmaya başlanacak, azar azar bu ilahi mesajı anlama yoluna gidilecektir. Böylece, Allah’ın bizlerden istediği hususları öğrenebilir, onları uygulayarak huzurlu ve mutlu olabiliriz.
Doç. Dr. Mustafa Çetin
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / Diyanet İlmi Dergisi / 1992 / 3. Sayı / bkz: 68-70
