Kur’an-ı Kerim, indirildiği dönem itibariyle tarihsel bir zemine sahiptir; ancak mesajı, hedefi ve hitabı bakımından evrenseldir. O, insanın fıtratına seslenir. Fıtrat değişmedikçe Kur’an’ın çağrısı da geçerliliğini yitirmez. İlk muhataplarının diliyle indirilmiş; fakat bütün insanlığı kuşatacak bir üslupla konuşmuştur. Teşbihler, temsiller, kıssalar, semboller ve tekrarlar, hakikati zihinlere ve kalplere yerleştirmek içindir.
Gerçek mümin, hakka bağlı kaldığı sürece Allah’ı ve O’na karşı sorumluluğunu unutmaz. Şartlar genişlese de daralsa da kulluk bilinci değişmez. Rızkı verenin Allah olduğunu bilir; zillete boyun eğmez. Bir lokma uğruna onurunu satmaz. Çünkü mülkün de rızkın da sahibi Allah’tır. Gelecek olan büyük günün hesabı ise çetindir.
Mümin, tabiatı ibretle okur. Tohumun toprağa düşüşünden hasada kadar geçirdiği evreleri seyrederken, hayatın faniliğini görür. Yemyeşil başakların sararıp saman oluşu, ona insan ömrünü hatırlatır. Doğumdan ölüme kadar geçen sürecin de bir gün son bulacağını bilir. Bu bilinç, onu gafletten korur.
Kur’an okunduğunda ise kalbi harekete geçer. Ayetlerin azametini duyduğunda derisi ürperir; rahmet müjdelerini işittiğinde sevinçle dolar. Onun kalbi diri, vicdanı açıktır. İlahi kelam karşısında taşlaşmaz.
Buna rağmen hakikati yalanlayanlarla tasdik edenler bir tutulabilir mi?
Allah’ın birliğinden söz edildiğinde kalbi daralan, fakat putları anıldığında sevinen zihniyet, her çağda vardır. Dün taş ve ağaçtan yapılan putlar vardı; bugün ise ideolojiler, çıkarlar, tutkular ve egolar putlaştırılmaktadır. Hakikate sırt çeviren insan, aslında kendi kalbini karartır.
Oysa Rahman’ın çağrısı umut doludur: “Ey kendi aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” Bu çağrı, en günahkâr insana bile kapının açık olduğunu bildirir. Yeter ki insan dönsün. Çünkü hayatı veren de, amelleri değerlendirecek olan da O’dur. Affedecek ya da azap edecek olan yalnız O’dur.
Ahiret sahnesi ise insanı sarsan bir tablodur. İsrafil Sur’a ilk üflediğinde hayat sona erer; ikinci üfleyişte bütün insanlar diriltilir. Yer başka yere, gök başka göğe çevrilir. İlahi nur her tarafı aydınlatır. Artık hakikat gizli değildir.
Son hüküm verildiğinde insanlar zümreler halinde sevk edilir. Bir grup cennete yönelir; onları tatlı sözlü karşılayıcılar selamlar. Diğer grup ise cehenneme doğru sürülür; zebanilerin sert yüzleriyle karşılaşır. O gün kimse kimsenin yükünü taşımaz. Herkes kendi tercihiyle yerini alır.
Kur’an’ın evrenselliği tam da burada ortaya çıkar: Mesaj değişmez, insan değişmez, imtihan değişmez. Değişen sadece çağın görüntüsüdür. Hakikat ise aynıdır.
Bugün bize düşen soru şudur: Biz Kur’an’ı tarih kitabı gibi mi okuyoruz, yoksa kendi hayatımıza inen bir mesaj olarak mı? Çünkü gerçek mümin, ortam ne olursa olsun Rabbine sadık kalandır. Ve kurtuluş, ancak bu sadakattedir.
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Kur’an tarihsel midir yoksa evrensel midir?
- İndirildiği dönem itibariyle tarihsel bir zemine sahiptir; ancak mesajı, hitabı ve ilkeleri bakımından evrenseldir.
Gerçek müminin en belirgin özelliği nedir?
- Her şartta Allah’a bağlı kalması, rızkı yalnız O’ndan bilmesi ve kulluğundan taviz vermemesidir.
Kur’an neden kıssalar ve temsiller kullanır?
- Hakikati daha anlaşılır kılmak ve insanın zihnine ve kalbine hitap etmek için.
Ahiret tasvirlerinin amacı nedir?
- İnsanı muhasebeye çağırmak ve dünya hayatının geçiciliğini hatırlatmaktır.
Rahmet çağrısı kimler içindir?
- Samimi bir dönüş yapmak isteyen herkes için kapı açıktır; Allah’ın rahmeti geniştir.
