Namazında huşu ve huzu sahibi, Allah için alçak gönüllü olan, Allah’tan çekinen; O’nun emirlerine kulak veren, O’nun emirlerine koşmaya hevesli, içi titreyen, O’nu kırmaktan korkan kimsedir. Allah’ın rahmetine nail olsun. Onun çoğunlukla arzusu namazında Yüce Rabbinin huzurunda olmaktır.
Sadece O’nun huzuruna durup, münacatta bulunmak ister. Ayakta durması, oturması, Rüku ve secdesi hep O’nun rızası içindir. O kimse bunun için kalbini ve içini temizlemiştir. Bütün gayreti ile farzları eda etmeye çalışır. Bu kıldığı namazdan başka namaz kılıp kılmayacağını bilemez, belki de ölecek başka namaz kılamayacaktır. İşte bunun farkındadır. İşte bu endişe ile Allah’ın huzuruna durur. Hüzünlüdür, endişelidir ve kabul edilme ümidi beslemektedir. Namazın kabul edilmemesinden de korkar Eğer kıldığı namaz kabul edilirse, mesut olur, kabul edilmez ise mutsuz olur.
Ey İslam nurlarıyla süslenen mümin!
Gerek namazda ve gerekse diğer ibadetlerinde senin için tehlike ne kadar büyük. Allah’ın sana farz kıldığı ibadetler de senin için evla olan çok dikkatli olmak, hüznü ve korkuya bırakmamaktır. Çünkü sen hiçbir şekilde kıldığın namazın ve yaptığın iyiliğin kabul edilip edilmediğini kesinlikle bilemezsin.
İşlediğin günahların da bağışlanıp bağışlanmadığını bilemezsin. Bununla birlikte sen ise hala gülmektesin, neşelisin, durumundan gaflet içerisinden ve geçim derdindesin.
Nasıl ki, güvenilir ve doğru haberci Hz Peygamber’den (s.a.v) yakin olan şu haber geldi;
- “Sizden hepiniz mutlaka oraya (cehenneme) varacaktır (Meryem Süresi 71)”
Ama cehennemden kurtulacağına dair bir haber gelmedi. Bu durumda senin yapacağın en uygun şey, çokça gözyaşı dökmek ve çokça hüzünlenmektir. Böyle yapmalısın ki Allah (c.c) da senin ibadetlerini ve tövbeni kabul etsin.
Sonra bununla beraber, sabahtan akşama çıkacağını, akşamdan sabaha çıkacağını bilemezsin. Yine, cennetle mi müjdeleneceksin yoksa cehenneme mi gideceksin? Bunu da bilemezsin.
Öyleyse çoluk çocukla ve mal ile neşeye dalmamalıdır. Ne kadar şaşılacak bir durumdur ki, çok büyük bir gaflet içindesin ve bu büyük işte büyük yanılma içindesin. Ve sen her geçen gün ve gece bir pazara sürülmektesin. Her saat, göz açıp kapadıkça ilerlemekte ve eceline biraz daha yaklaşmaktasın.
Her an üzerine gelmekte olan bu büyük tehlikeden sakin gafil olmayasın. Çünkü sen mutlaka ölümü tadacak ve ona kavuşacaksın. Belki de ölüm akşamında veya sabahında senin yanına gelecektir.
Belki de içinde bulunduğun çok şerli bu durumların hepsinden ayrılacaksın. Sonra ya cennete ya da cehenneme gideceksin.
Cehennem öyle kötü bir yer ki, onu anlatmaya sıfat bulmak mümkün değil. Onun hakikatini anlatmaya hiçbir ibare ve anlatım yeterli gelmez. Onun azabının ölçüsünü, çeşitlerini bilmek ve ona dair haberleri kavramak mümkün değildir.
Salihlerden bir zat (r.a) şöyle demiştir; “Cehennem için şaşırmış durumdayım. Ondan kaçan bir kişi nasıl uyuyabilir? Yine cennet için de hayret ediyorum. Onu isteyen bir kişi nasıl uyuyabilir?”
Allah’a yemin ederim ki; Eğer sen cehennemden kaçmıyorsan, cenneti de istemiyorsan zaten apaçık bir helak içindesin. İsyanın çok büyük, yanın üzüntün de ağlaman da büyük olacak. Hem de azap gören eşkıyalarla beraber olacaksın.
Eğer kendini cehennemden kaçan, cenneti isteyen bir görmek istiyorsan boş ümitler seni aldatmasın. İçinde bulunduğun durum biraz şaşırtıcıdır. Ciddi bir gayret içinde olmalı, nefis ve şeytandan sakınmalısın.
Nefsin ve şeytanın hile yollan çok incedir. Onların sıkıntıları şiddetlidir, hileleri de çok kötüdür. Dünyadan da sakın. Ziynetleriyle seni kandırmasın. Boş ve yalan şeyleriyle seni aldatmasın. Tatlı tazeliği ile seni kendine çekmesin.
İnsanlığın efendisi Hz Peygamber (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmuştur;
- “Dünya aldatır, acı verir ve zararlıdır.”
Allah (c.c) da şöyle buyurmuştur;
- “Dünya hayatı sizi aldatmasın ve garur (şeytan) Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın (Lokman Süresi 33)”
Ayette geçen “Garur” kovulmuş olan şeytandır. Allah! Allah! Sonra yine Allah’a sığınmak gerekir. Helak olmaktan ve düşük işlere düşmekten sakın.
Namazı ve diğer emirleri yerine getir. Bütün yasaklardan kaçın. Açık ve gizli günahları terk et. Kendin ve başkaları hakkındaki Rabb’inin takdirine teslim ol. Rabbinin sana verdiği emir ve yasaklara riayet et
Allah’ın seni idare etmesini beğenmeyerek, rızasına uygun olmayan şeyleri yaparak onu darıltma. Bilhassa sana verdiği rızıklar konusunda ve Allah’ın işleri konusunda ona itiraz edip darılma.
Şunu iyi bil ki, Allah’ın (c.c) işlerinin maslahatı sana kapalıdır, sonunda ne olacağı da sana kapalıdır. Ama yakında o işlerin meyvelerini ve faydalarını göreceksin. Allah (c.c) bu manada şöyle buyurmuştur;
“Olur ki, bir şey hoşunuza gitmezken, sizin için o hayırlı olur ve bir şeyi de sevdiğiniz halde, o hakkımızda kötü (şer) olur. Allah bilir, siz bilemezsiniz (Bakara Süresi 216)”
Sonsuza kadar yüce Mevla’na itaatkar ol Onun hükmüne razı ol. Ondan gelecek belaya sabret. Onun nimetlerine şükret. İsimlerini vesile bilerek dua et. Verdiği nimetleri tefekkür et, ayetlerini oku. Onun dediğini yap, istediğine uy.
Allah’ın senin ve diğer insanlar hakkındaki idaresini beğenmeyerek onu itham etme. Ta ölüm sana gelinceye kadar bu hal üzere ol. Böyle yaparsan, vefat ettiğinde “Tayyibin” (temizler) zümresiyle beraber olursun. Hz. Peygamberle birlikte dirilirsin. Alemlerin Rabbinin rahmetiyle, öncekilerin ve sonrakilerin yaratıcısı Allah’in rahmetiyle naim cennetlerine girersin.
Kaynak: Abdülkadir Geylani / El Ğunye (Li Talibi Tariki’l Hak) / bkz: 923-926
