İnsanlar arasında bazı müstesna kimseler vardır ki, onlar her zaman önde olmuşlar, her zaman ileri gitmişler, her zaman yarışı kazanmışlardır. Dünya hayatında belki gösterişsiz, belki fakir, belki kimsesiz, belki tanınmamış olabilirler. Ama asıl yarışın dünyada değil ahirette olduğunu bilmişler, asıl kazancın malda mülkte değil imanda olduğunu anlamışlar, asıl ödülün burada değil orada verileceğini idrak etmişlerdir. İşte onlar, Kur’an’ın ifadesiyle “sâbikûn”dur, yani hayırda önde gidenler, yarışı kazananlar, birincilik mükâfatını hak edenler. Onlar, amel defterlerini önlerinden almış, cennette en üst düzeyde ağırlanan müstesna konuklar olmuşlardı
Sâbikûn Kimdir?
- “Sâbikûn” kelimesi, Arapça’da “öne geçenler, yarışı kazananlar, ilk sırada yer alanlar” anlamına gelir.
- Terim olarak ise, iman, ibadet, ahlak ve salih amellerde diğer müminlerden öne geçen, yarışı önde bitiren, en yüksek derecelere ulaşan müminleri ifade eder.
Kur’an-ı Kerim’de Vakı’a Suresi’nde bu kimseler şöyle tanıtılır: “Önde olanlar, önde olanlardır. İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır. Naim cennetlerinde.” (Vakı’a Suresi, 10-12)
Bu ayet, sâbikûn’un kim olduğunu ve ne kadar büyük bir dereceye sahip olduklarını açıkça gösterir. Onlar, sıradan müminler değildir. Onlar, sıradan cennetlikler değildir. Onlar, Allah’a en yakın olanlardır, mukarrebûndur. Onlar, cennetin en yüksek köşelerinde, en güzel nimetler içinde, en müstesna konuklar olarak ağırlanacaklardır.
Sâbikûn’un kim olduğunu anlamak için önce dünya hayatının mahiyetini doğru kavramak gerekir. Dünya hayatı, bir oyun ve eğlence değil, bir sınavdır. İnsanlar bu sınavda imtihan edilmek, terbiye edilmek, olgunlaştırılmak için yaratılmışlardır.
- Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şöyle ifade edilir: “Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk Suresi, 2)
Bu ayet, hayatın ve ölümün yaratılış gayesinin imtihan olduğunu açıkça bildirir. İnsanlar, bu imtihan salonunda, kendilerine verilen süre içinde, ellerindeki imkanlarla, sahip oldukları yeteneklerle, en güzel ameli işlemeye çalışırlar. Sâbikûn, işte bu imtihanı en iyi şekilde veren, en yüksek notu alan, en başarılı öğrencilerdir.
Sâbikûn’u diğer müminlerden ayıran bazı önemli özellikler vardır.
Bunların başında;
- İman, güzel ahlak, ibadet ve salih amel gelir.
- Sâbikûn’un en dikkat çekici özelliklerinden biri, dünya hayatında hiçbir ayrıcalıklarının olmamasıdır.
Sâbikûn, dünya hayatında yaptıkları iyilikler, gösterdikleri gayretler, çektikleri sıkıntılar, sabrettikleri zorluklar sebebiyle birincilik mükâfatını hak etmişlerdir. Onlar, yarışı kazanmış, ipi göğüslemiş, ödülü kapmışlardır. Bu birincilik mükâfatı, onlar için cennetin en yüksek makamları, en güzel nimetleri, en özel ikramlarıdır. Onlar, sıradan cennetlikler gibi değil, Allah’ın müstesna konukları gibi ağırlanırlar.
Kur’an-ı Kerim’de onların mükâfatı şöyle anlatılır: “Onlar için Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu, Rabbine saygı duyan kimseler içindir.” (Beyyine Suresi, 8)
Sâbikûn, cennette Allah’ın müstesna konuklarıdır.
Onlar, makam, derece ve kendilerine sunulan nimetler bakımından en üst düzeyde ağırlanırlar. Onlar için hazırlanan cennet, diğer cennetlerden daha güzel, daha yüksek, daha özeldir.
Kur’an-ı Kerim’de onların cenneti şöyle tasvir edilir: “Onlar için Rableri katında selamet yurdu vardır. O, yaptıkları iyi amellerden dolayı onların dostudur.” (En’am Suresi, 127)
Bu cennette, onlar için neler yok ki? Altından ırmaklar, çeşit çeşit meyveler, huriler, gılmanlar, sedirler, yastıklar, halılar, kadehler, sürahiler… Ama bunların hepsinden öte, onlar için en büyük nimet, Allah’ı görmektir. Sâbikûn, cennette Allah’ın cemalini görecek, O’nunla konuşacak, O’nun yakınlığında olacaklardır.
Sâbikûn, bu yüksek derecelere akıl, ilim ve salih amelleri sayesinde ulaşmışlardır. Onlar, akıllarını kullanmış, doğruyu yanlıştan ayırmış, hakikati bulmuşlardır. İlim öğrenmiş, bildikleriyle amel etmiş, öğrendiklerini başkalarına da öğretmişlerdir. Salih ameller işlemiş, iyilikte yarışmış, hayırda önde gitmişlerdir.
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Dünya hayatının imtihan olduğunu nasıl anlamalıyız?
Kur’an-ı Kerim’de Mülk Suresi 2. ayette şöyle buyrulur: “Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.”
Sâbikûn ile Ashâbü’l-yemin (sağdakiler) arasındaki fark nedir?
Vakı’a Suresi’nde insanlar üç gruba ayrılır:
- Sâbikûn (önde olanlar)
- Ashâbü’l-yemin (sağdakiler)
- Ashâbü’l-meş’eme (soldakiler)
Sâbikûn ile sağdakiler arasındaki fark:
- Sağdakiler: Cennete girecek olan müminlerdir. İman etmiş, salih amel işlemiş, ama sâbikûn derecesine ulaşamamışlardır
- Sâbikûn: Cennetin en yüksek derecelerinde olan, Allah’a en yakın olan müminlerdir. Onlar, imanda, ibadette, ahlakta, salih amellerde yarışı önde bitirenlerdir
Sâbikûn’un derecesine nasıl ulaşılır? Neler yapmalıyız?
Sâbikûn’un derecesine ulaşmak için yapılması gerekenler:
- İmanı sadece dilde değil, kalpte kökleştirmek, hayata yön vermek
- Farzlarla yetinmeyip nafilelerle Allah’a yakınlaşmak
- Ahlakı güzelleştirmek, her alana yansıtmak
- İyilikte yarışmak, hayırda önde gitmek
- Doğru bilgiyi öğrenmek, cehaletten kurtulmak
- İlmi yaşamak, hayata geçirmek
- İlmi paylaşmak, başkalarına da faydalı olmak
- Dünyanın geçici olduğunu bilmek, ahireti öncelemek
Sâbikûn olmak isteyen bir mümin nasıl bir hayat yaşamalıdır?
Sâbikûn olmak isteyen bir mümin:
- Dünyaya gönül bağlamamalı, onun için hırs yapmamalı
- Her işinde ahireti düşünmeli, ona göre karar vermeli
- Farzları yerine getirmeli, nafilelerle Allah’a yakınlaşmalı
- Doğruluk, dürüstlük, merhamet, adalet gibi değerleri yaşamalı
- Cehaletten kurtulmalı, öğrendiklerini paylaşmalı
- İyilikte yarışmalı, hayırda önde gitmeli
- Zorluklara sabretmeli, sıkıntılara göğüs germeli
- Her halükârda Allah’a şükretmeli,
- Nimete şükürle, musibete sabırla karşılık vermeli
