Cennet tabiatlıdır insan; Huzurunun, düzeninin, isteklerinin hep dört dörtlük olmasını, en azından kendi hayal ettiklerinin ölçüsünde olmasını ister. Bir sürü inişi, çıkışı, güllü dikenli yolları olan bu dünyada elbette cennet değildir
Dertler, tasalar, arka arkaya sıralanınca cennette gibi yaşayamayacağını anlar, tutunacak bir dal, sığınacak bir omuz arar insanoğlu kendi dünyasında. Ne annenin şefkati, ne babanın anlayışı ve ne de dostunun desteği yeter onun teselli bulmasına!
Sadece bir kişiden bekler anlayışı, hoşgörüyü, kimi zaman şefkati ve en önemlisi sorunlarına çözümü!
Anlatır sıkıntılarını, duyurur yakarışlarını sevgiliye, sevdiğine! Varlığı bile unutturur, içinde yanan ateşlerin birçoğunu. Azaltır acılarını onun sessiz dinleyişi. Gel zaman git zaman kişi, sevgilinin varlığıyla bastırdığı tüm acıları yok edemediğini görür. Çelişkiler, kuşkular, anlaşılmaz haller alır o güzel paylaşımların yerini. Yetememezlik duygusu, kendini suçlamalar derken karşı tarafların birbirlerini suçlaması ile sevginin, paylaşımın yerini anlaşılamamazlık ya da yanlış anlaşılmak alır.
Çözüm oluşturamama, plan yapamama götürür tüm hayalleri ve beklentileri. Kelimeler daha bir sessiz çıkmaya başlar, derde derman olunamayınca, sevdiğinden beklenen, umulan yaşanmayınca…
İletişimler durgunlaşır, sevgiye olan güven gittikçe azalır. Durgunlaşır, durmadan konuşan, ilişkilerini durmadan sorgulayan! O da bırakır artık ipin ucunu kendi kendisiyle çözemedikleriyle! Bu durumda ya sevgili kaldırır kara bulutları çözümleri ile ya bitirir ilişkisini kendi kendisiyle çözemedikleriyle. Çözümleyemedikleriyle yorulur bedeni, ağlar yüreği, biter hem kendisinin hem sevgilisinin sevgisi.
Yürekte derman tükenince dizde derman tükenir. İşte o zaman kişi mücadele etme isteğini bitirir. Ancak hala mücadele etmeye değecek şeyler varsa yürektekiler yeniden dizlere derman olur. Yürekler birbirine sımsıkı tutunur.
Sevgiliye olan güveni bitirmeden ilişkilerimizde çözümler oluşturabilmek en akıllıca yol olacaktır
Kaynak: Betül Erdoğan / Kalbin Mutluluk Rehberi / bkz : 60-61
