Bugün sokaklara çıktığımızda, ekranları kaydırdığımızda veya devasa plazaların gölgesinde yürüdüğümüzde bir “başarı” tablosuyla karşılaşıyoruz. Allah’ın koyduğu fıtrat yasalarına sırtını dönenlerin, maneviyatı “modası geçmiş bir pranga” olarak görenlerin ne kadar “mutlu”, “itibarlı” ve “dokunulmaz” olduğunu izliyoruz. Şehir şehir geziyorlar, servetlerine servet katıyorlar ve burunları bile kanamıyor.
Bu tablo, adaleti sadece dünyevi sonuçlarda arayan sabırsız insan nefsi için büyük bir imtihandır. Mümin Suresi 4. Ayet, tam bu noktada kalbimize bir su serpiyor ve bizi o sarsıcı gerçeğe uyandırıyor: “Onların şehirden şehre rahat rahat dolaşabilmesi seni yanıltmasın.”
İmam Gazali, kalbin kararmasını “tedavi edilemez bir hastalık” olarak niteler. Modern insan, rızkının bolluğunu ve itibarının artışını Allah’ın kendisinden razı olduğu şeklinde yorumlama hatasına düşüyor. Oysa bu bir istidraç olabilir. Yani, kişinin kötülükte derinleşmesine rağmen nimetlerin artması; aslında onun uçurumun kenarına daha hızlı ve daha gafil bir şekilde sürüklenmesidir.
Sadi Şirazi’nin o meşhur sözünü hatırlayalım: “Düşmanın tatlı sözlerine, dostun da dalkavukluğuna aldanma. Biri oltaya gizlenmiş yem, diğeri ise ayağa dolanan tuzaktır.”
Dünya hayatındaki bu kontrolsüz refah, bazen ilahi bir “mühlet” bazen de uyanmayanlar için ağır bir bedeldir.
Televizyon ve reklamlar bize sürekli şu mesajı pompalıyor: “Güçlüysen haklısın, tüketiyorsan varsın.” Bu algı, Müslüman toplumların bile zihnini bulandırıyor. “Bak, adamlar inanmıyor ama bizden daha iyi yaşıyorlar” cümlesi, imanı kemiren bir virüs gibi yayılıyor.
Ancak ayet, bu “iyi yaşantının” bir kandırmaca olduğunu söyler. Gerçek izzet ve şeref, paranın ve mevkinin değişken rüzgarlarında değil, Allah ile kurulan sarsılmaz bağdadır. Maddi imkanlar içinde yüzerken Allah’ın ayetleriyle alay edenlerin durumu, fırtınadan hemen önceki o ağır ve sessiz havaya benzer.
O zaman sana düşen başkalarının elindeki geçici imkanlara bakıp kendi manevi hazinenden şüphe etme. Şehirlerin ışıltısı, gökyüzünün hakikatini örtmesin. Unutma ki; rızkı veren de, mühlet tanıyan da, hesabı soracak olan da Allah’tır.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah bir kuluna, günah işlemesine rağmen dünyalık istediği şeyleri veriyorsa, bilesiniz ki o ancak bir istidraçtır (adım adım felakete yaklaştırmadır).”
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Kötü insanların veya inançsızların çok zengin olması adaletsizlik değil mi?
- Hayır, dünya bir imtihan meydanıdır. Allah, bu dünyayı bir ödül yeri değil, bir ekin yeri kılmıştır. Onlara verilen imkanlar birer “mühlet”tir; ya tövbe etmeleri için bir fırsattır ya da cezalarının artması için bir gerekçedir.
“İstidraç” tam olarak ne anlama gelir?
- İstidraç, kişinin Allah’tan uzaklaşmasına rağmen maddi nimetlerin artması durumudur. Bu, kişinin kendisini güvende hissedip gafletinin artmasına ve sonunda aniden yakalanmasına sebep olan manevi bir tuzaktır.
Başkalarının lüks yaşantısına özenmemek için ne yapmalıyım?
- Efendimiz’in (sav) tavsiyesi şudur: “Dünyalık hususunda sizden aşağıda olanlara bakın, böylece Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini küçük görmemiş olursunuz.” Maneviyatta ise her zaman daha ileriye bakılmalıdır.
Şehirlerde “dönüp dolaşmaları” ifadesi bugün neyi temsil ediyor?
Bugün bu ifade; küresel ticaret ağlarını, turistik gezileri, sosyal medyadaki gösterişli hayatları ve her türlü kapının maddi güçle açılmasını temsil eder. Ayet, bu dış görünüşün ardındaki manevi iflası görmemizi istiyor.
